GümüşKalem Forum Sitesi > Aşk Arkadaşlık Dostluk >  Aşk > Aşk'a dair herşey > Buz_KaLpLi'den İnciler
GoogleTagged

Sayfa: [1] 2 3 ... 5   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Buz_KaLpLi'den İnciler  (Okunma Sayısı 2425 defa)
Nisan 13, 2009, 10:11:09
Buz_KaLpLi
« : Nisan 13, 2009, 10:11:09 »






 
  Bir sahne
Son perde
Işıklar söndü ( canlandır zihninde... )
Karanlık bir gece, karanlık ruhlar…

Gecenin ortasında titrek titrek yanan mumlar aydınlatmaya çalışıyor karanlığı, kayıp giden yıldızlara inat…

Adamın sırtı dönük
Kadının gözleri yaşlı

Susuyor adam!
Kadın bu suskunluğun nedenini soruyor…
Oysa suskunluk söylenmemiş sözlerden başka ne olabilir ki?

Adam : Anılar geçiyor gözümün önünden, ne de güzel şeyler yaşamışız meğer...
Kadın (gülüyor ) : Benim yarı yanım, ne de sevecensin yine yalan söylerken...

Adam : Sana bir sır vereyim mi, ister misin?
Kadın : Dinliyorum
Adam : Bu sırrı kimseye söylemek yok ama anlaştık mı?
Kadın (sabırsız) : Tamam söyle hadi!
Adam : Seni seviyorum…
Kadın : Bu bir sır değil ki , söylediğin en ucuz yalan! Acıyan taraflarımı ne de iyi biliyorsun…
Adam : Devam et hadi, kus içindeki kini. Ne söylersen söyle öfkemin kurbanı olmayacağım…
Kadın : Bu kez benim için ölmeni istiyorum...
Adam : Huh?
Kadın : Doyamadığım teninin altına usulca girip kış uykusuna dalmış bir yılan gibi dolanmış damarlarını deşmek, kanını akıtmak, gözlerindeki acı ifadeye bakıp şehvetle gülümsemek istiyorum…
Adam : Yani beni seviyorsun, doğru mu anladım? İnsan sevdiklerini öldürür çoğu zaman. Benden kalanları sana verecekler nasıl olsa…
Kadın : Hiçbir şeyin kalmayacak bende sevgin dahil. Bana uzak, bilmediğim iklimlere fırlatmak istiyorum seni ve uzaklarca unutmak…

Sessizlik…

Adam : Devam et hadi dinliyorum…
Kadın : Susmazdın sen daha önce?
Adam : Sen de konuşmazdın…

Kadının kederleri geçiyor titrek mumun yansıyan ışığından, gözü yaşlı aciz bir zavallıya dönüşüyor birden. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Sanki can çekişiyor her bir hücresi…

Ne arabesk bir sahne!

Kadın : Zaten ben öylesine sevdim seni ve sen öylesine gidiyorsun ve ben öylesine kalıyorum (dilinden zehirler sızıyor kadının, hüzün geldi baş köşeye oturdu yine…)

Kadın : Üşüyorum sarıl bana, olamayacağın anların yerine de sarıl...
Adam : Sabaha kadar sarılıp öpeceğim seni
Kadın : Sabah da durma!
Adam : Dişlerimin arasında kalmış birkaç yanık ten masalı gibisin… Oysa ben pis bir yalancıyım, tek gerçeğim sensin ve senden kaçmak istiyorum…

Kadın : Öldüğümün kaçıncı günüydü sana rastladığımda?
Adam : Bilmem ölümlerimi sayıyordum ben o ara…

Alışkanlık yapan eziyet duygusundan sıyrılıp, uzaklaşmalı bu sahneden. Aşkın katli dehşet verici bir eyleme dönüşmeden…

Biliyorum en az bir kadın ve bir adam kadar karışık satırlar…
Anlamlar da kelimeleri ikna çabasından vazgeçtiler üstelik…

Vedasız bırakıyorum satırları , nasılsa kan kırmızı perdeler açılmamak üzere iner…
 




« Son Düzenleme: Mayıs 04, 2009, 11:22:19 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 10:16:34
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #1 : Nisan 13, 2009, 10:16:34 »



Beni Buzullarım da Bırak .....


Üşüdüm çok üşüdüm,
Ayaz bastı gönlümü,
Bir kırağı ki sorma,
Anlatılır gibi değil,
Dur yaklaşma,
Hiç sokulma,
Isıtmaya kalkma beni,
Buzullarım çözülmesin
Korkuyorum eritirsin,

Hele ateşli dokunma,
alevlerle sarma beni,
Sel olur boşalır gönlüm,
yüreğimi tutamazsın,
Fırtınalar kopar bende,
tufanları estirirsin,
Buzullarıma dokunma,
Biliyorum bitirirsin,

Ruhumu sararsın sonra,
beni benden ettirirsin,
Kavgalıyım şu gönlümle,
isyanları estirirsin,
Bırak beni buzulumda,
yoksa beni yitirirsin,
Güneşim olmaya kalkma,
yok olurum çıldırırsın....





« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:00:45 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 10:31:46
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #2 : Nisan 13, 2009, 10:31:46 »



Her bir düğümü tek tek çözmeye çalıştıkça ellerimle, yeni düğümler oluşuyor adeta,hiç çözülmeyecekmişçesine..
Bu kez her şey daha zor...
Aslında zor olan ne sensin ne de hayat. Zor olan benim bana..
Artık zor geliyorum kendime.. Yoruldum...
Bir daha düşersem, kalkamayacağım ayağa, hissediyorum. Belki uzatacaksın elini ama, bu kez ben tutamayacağım, biliyorum...
Gözümün bebeğinde, yüreğimin en saklı yerindesin sen. Kimselere göstermiyorum seni, hatta bazen kendimden bile gizliyorum.
Varsın aklım sensiz bilsin yüreğimi...
Yokluğun içimi acıtıyor. Buna rağmen kal istiyorum, içimde bir yerlerde.
Sanki seni çıkarıp atarsam, tamamen kaybolacakmış gibi geliyor sana dair ne varsa.
Sana ait olan izler silinip yok olacakmış gibi, senli kelimeler yazamayacakmış gibi kalemim bir daha..
Her tutunmaya kalktığımda sana, dipsiz kuyulara çekiliyor ruhum. Çıkmaya çabalarken gücüm tükeniyor gitgide. Bir gün temelli bitecek, fark ediyorum..
Tüm şarkılarım, tutsak olup sensizliğe, çığlığa dönüşüyorlar içimde. Yüreğimle bağırıyorum, sen duymuyorsun, sen bilmiyorsun..
Bir zamanlar gecelerimi aydınlatan gözlerin, şimdi karanlığa çağırıyorlar beni. Kapatıp gözlerimi, düşlerimde buluyorum seni. Açtığımda yine gidiyorsun. Ve ben yine karanlıklara uyanıyorum.
Üşüyorum...
Beni üşüten ne ayazları kışın, ne de yalnızlığım. Yokluğun üşütüyor beni, bir yandan yakarken yüreğimi..
Göremezsem gözlerini, hiç aydınlanmayacak günlerim.. Tutamazsam ellerini,hiç ısınmayacak yüreğim...



« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:01:05 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 10:36:49
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #3 : Nisan 13, 2009, 10:36:49 »



sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
masanın üstünde dururdu hep.
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak..Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç gibi…




« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:01:49 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 11:11:40
istanbul_
« Yanıtla #4 : Nisan 13, 2009, 11:11:40 »

...Resimle yazının uyumu çok güzel Wink Emeğine sağlık Buzkalpli  Smiley
Logged
Nisan 13, 2009, 11:13:46
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #5 : Nisan 13, 2009, 11:13:46 »





« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:02:01 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 11:14:34
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #6 : Nisan 13, 2009, 11:14:34 »




Gözlerini görmedim henüz
İnsan gözlerini görmeden nasıl sevdalanır böyle ?
Düşledim seni sadece,
Hayal ettim…

Hayal ettim;
Bir kumsalımız olmuş,
Gece elele yürümüşüz ıslak kumlarda,
Sen bana, ben sana
Kumsal bize dokunmuş,
Denize bakmışız birlikte,
Yıldız seçmişiz gökyüzünden kendimize.

Tenini koklamadım henüz
İnsan tenini koklamadan nasıl sevdalanır böyle ?
Düşledim seni sadece,
Hayal ettim…

Hayal ettim;
Bir bahçemiz olmuş
Sen balığın yanına roka toplarken,
Ben çiçekler toplamışım,
Beyaz örtülü yemek masamıza
Karnımız aç, doymamışız bir balıkla
Doymamışız birbirimize

Sana dokunamadım henüz
İnsan dokunmadan nasıl sevdalanır böyle ?
Düşledim seni sadece,
Hayal ettim…

Hayal ettim;
Seni sadece
Ve sevdalandım.


« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:02:10 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 11:16:13
istanbul_
« Yanıtla #7 : Nisan 13, 2009, 11:16:13 »

...Zor bir sevda.Böyle sevdalık çekenlerin Mevlam yardımcısı olsun  Sad
Logged
Nisan 13, 2009, 11:22:49
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #8 : Nisan 13, 2009, 11:22:49 »






O hiç bir zaman senin olmayacak, bunu bilirsin...
Uzaklardan seversin...
konuştuğunuz vakit, belli etmezsin,bazen derin derin susar düsüncelere dalarsın
ama birşey belli etmezsin,söylemeye acizsindir..
Ve başkalarıyla çıkmaya başlar, sen seyircisin...için kan ağlar, yutkunursun,
boğazın düğümlenir, gururundan gerçekleri diyemezsin....
İçinde bazı şeylerin kırıldığını hissedersin, öyle bir alev kaplar içini,
gecelerin uykun kaçar...sabahları iştahın.....
Ağlamaklı olursun da, zor tutarsın kendini..
hıçkırıkların vücudunu sarsar..

içine gömersin...
Kim duyar.....
kim dinler...
herşey herkes seni suçlar...
Ne karanlıktır günler, tüm aydınlığa rağmen,
ne taşlar yağar beynine, damarlarında kan akmaktan acizdir.....
artık gücün yetmeyeceğine inanırsın...ölüm bu mu dersin?
Bütün isyanın kendinedir....
O hayat devam etmeli diyerekten, o kişiyle hayatını birleştirmeye karar verir,
sen yine seyircisin, gülersin onaylarsın, çcok sevindim dersin,
dünyaya, güzel dünya numaraları çekersin...
oysa feryad etmektesin,o an ölmüssündür ama kimseler bilmez.....
bir adım ölümün ötesindesin. .....
Gülümseyeceksin....
belli etmeyeceksin, geçer dercesine, bütün umutlarını yeni bir güne
ve o-n-s-u-z bir hayata dikeceksin...
hayat devam etmektedir...
ama asla hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktır.Zaten olamazda.
Onu her görüşünde kahır olacaksın,için içini kemirecek,kahrolacaksın,
o an ölmek isteyeceksin ama ... geç, artık çok geç.
Suçlu kim, yanliş zamanmı?,yanlış insanmı..
Hayır ,ne yanlış zaman nede yanlış insan.
Hem zaman doğru zamandır,hem o hayatta karşına çıkabilecek en doğru kişidir.
Ama senin o mantığın,olmaz , bu yakışık almaz diyerek kırdığın cesaretin,
herzaman kendin için değil de baskaları ne der,bu uygun olurmu diye düşünen o aklın
yanılmıştır işte ama ne fark eder, artık çok geç.Ne olurdu bir kez hayatta bir
kez başkalarını,çevreyi,o ne der, şöyle yaparsam ne olur,bunu desem alınırmı acaba
korkularından kendimizi arındırabilsek ne olur...
Hayat insana herzaman fırsatları ve doğru kişileri çıkarır,zamanı belirsiz...
Önemli olan doğru anı yakaladığında,rutin düşünceleri,
beynin hükmettiğgi doğru ve yanlışları tartarak elimize
belkide 1 defa geçen bu fırsatları kaçırmamamızdır.
Eğer kalbiniz biri için hızlı atmaya başlarsa , ne olursa olsun,
beyninizden geçenleri boşverin.Sadece kalbinizin sesine kulak verin.
Bir kere de kalbiniz yaşantınızı şekillendirsin.
Bırakın beyninizin rutin ve gerçekçi düsüncelerini.
Dinleyin kalbinizin sesini.
Yoksa,yoksa ilerde çok geç olabilir....
Ve en kötüsü,farkına varsanızda kalbinizin sesinin beyninizin hükmettigi doğrulardan
daha da fazla doğruyu söylediğini,artık çok geçtir.
Ve size kalan sadece koskoca bir pişmanlıktır.
Siz siz olun asla kalbinizin sesini, beyninizin mantığıyla geri çevirmeyin.
Kalbinizin sesi size her zaman en doğru olan yolu gösterir.
Zaman ayırıp cesaret edin ve kalbinizi dinleyin yeter.
Aşk matematik değildir 2+2=4 olabilsin.
Kıssadan hisse ,eğer olurda birine karsi içinizden sıcak birşeyler hissederseniz,
aşık olduğunuzu,geceleri hayallarinizde onu düşünmeye başlar ve bir süre sonra,
olmaz, o benim arkadaşım veya arkadaşlarım ne der veya o ne düşünür
ben bunu söylersem gibi düsünceleri aklınızdan silin.
Unutmayın, hayat boyunca asla söylediklerinizden pişman olmayın.
Çünkü pişmanlıklarınız söyleyemedikleriniz olursa çok acı veriyor.....




« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:02:23 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 11:34:24
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #9 : Nisan 13, 2009, 11:34:24 »







Suzinak bir şarkıdır, içimde kırık dökük vagonlarla yol alan yaşam..
Tren rayların uzun, ışıklı kimsesizliğinde geçiyor zaman..
Duvarların (k)arasında sancılı bir yaşam daha ekleniyor gözlerime…
(S)ağır bir zaman içindeyim…
Gece sedeften gölgeler dökülüyor avuçlarıma..
Alaca kanatlı atlılar, ellerinde simsiyah güllerle
geliyorlar yalnızlık merasimine..
Görecesiz, yasak ve bölücü bir yalnızlık bu..
Gözlerime hedef sevimsizliklerin yaylım ateşinde;
inadına göremediklerimi seviyorum..
Yasakların belimi büken faşizanlığında; ekmeğimi,
suyumu bölüyor asi iştahsızlığım…

(P)ustayım (s)is içinde…

Ne vakit bir uçurtma yapsam telli duvaklı,
tel örgülere takılıyor; kuyruk acısıyla çırpınarak..
Aynı labirenti dolaşıyorum uykusuz..
Koridor boyu üniformalar, kamuflajlar, yasaklar..
Ve demir parmaklıklar kanatıyor düşlerimi..
Kanıyorum…

Gidişime dalgın bir İstanbul,
dönüşüme beklentisine küsmüş bir çift göz bıraktım..
Affet beni sevgili.. Yine (s)aklayamadım içimdeki haylaz çocuğu..
Soğuk yargı koridorlarında son bulan, onaylanmış bir hüküm,
karanlığa kesti sana gelişlerimi… Sonrası…

Sonrası, duvar dibi bekleyişler,uykusuz ranzalar, suskun voltalar..
Ve yine, hükümlüğün acı yüzüyle karşı karşıyayım
kendi mazoşist duygularımla;
bu anlamsız, bu yorucu savaş
daha ne kadar sürecek bunu bilmiyorum..
Ne yana baksam inadına duvar örülüyor yürüyüşlerime..

Yine on adımlık sancılarda voltalıyorum, yaşlı Maltaları..
Sabahları çirkin imalı “koğuş kalk”ların kulak tırmalayan sesinde,
geçmişimden tanıdık sancılar biriktiriyorum yastığımın altında..
Gece vardiyalarının hüzün nöbetlerinde,
sana uzak ellerimi bastırıyorum göğsümün sol cenahına..
Uzun sohbetlerimizin aklıma yuva kurmuş
sevgi sözcüklerini yineliyorum,
hasret her yüzümde vuranda..

Bir ihtilal kadar yalnız,
hazin bir ölüm kadar sessiz acıların koynundayım..
Bu kaçıncı mevsim özgürlüğün bekleme odalarında..
Her akşam gürültüyle üzerime kapanan demir kapıların paslı ağırlığıyla,
serin bir poyraz esiyor bahçemde..

Üşüyorum...
Yılları devirmiş tutsaklığım, ayları büyütüyor gözlerinde..
Sancılı bir sevinci yeni toplamışken daha,
gereği düşünülmüş bir hüküm infazında,
ertelendi geleceğe umutla bakan gülüşlerim..
Duman altı odamın en kederli köşesindeyim..
İki sigara arası zamanı azaltıyorum efkar demlenince gözlerimde,
(h)içlenen kalp sancılarımı asıyorum
dudağımda pusuyan duman halkalarına…

Solu(ğu)mdasın sevdam…
Gözümü kapattığım yanı başımda aşk belası bakışların,
ulaşılmaz dağların doruğundan KARADENİZ’ime dökülen
ateşi sönmez yegane ırmağımsın…

İçime dirençsin sevdam…

Tutsak duruşumda özgürlük saklıyorum senin için..
Yara almış yolculuğumuzun kanayan yerlerine,
sargısı bol düşler ekliyorum..

SOLU(ĞUM)DASIN SEVDAM…


« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:02:35 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 11:46:49
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #10 : Nisan 13, 2009, 11:46:49 »





Sus! dedi anılarına, bağıra bağıra... O kadar bağırmıştı ki, sesinden kan geldi. Kapılar kapandı içinde o an, binlerce kilit vuruldu üzerine. "Ben anılarıma döndüm ama sen yoktun..'' diye söylendi yüreğinin içinde. Oysa ki; giderken sözlerini unutmuştu parmaklarımın arasında... Son sözleri ağzını zorlarken, elimle kapatıp susturmaya çalışmıştım. Şimdi parmaklarımın arasında kalan o sözler, kayıp düşmesinler diye sıkıca tutardım ellerimi..

Düşündükçe, bir temmuz, bir eylül, bir kasım zorluyordu kapımı.
Bir anı diledim şairlerin ustasından; "Senden bir arpa boyu uzakta kalmak, ölümdür!" ile başlayan.
Oysa, hiç ses vermiyordu usta.

Bana her gün bir şey yüklüyorsun. Bir bir yığıyorsun, üzerindeki yükleri omuzlarıma. Hep bir kelime olmak isterdim dilinin ucunda ya da bir işaret; iki kaşının ortasında. Çok şey mi bu? Güldürme beni, elbette çok şey!

Bilmediği bir şehirden nasıl korkarsa insan ve bitiremediği bir hikayenin sonunu nasıl merak ederse; öyle derindeydi gözlerin... Gözlerinde yaşıyorduk zaten biz bu esareti. Sözlerine çıkmayı bir türlü beceremedik. Zaten iki beceriksizdik, bildik hayat duruşlarında. Hayat hep bilmediğimiz tarafına çekerdi bizi. Hiçbir teslim oluş belirtisi bile yoktu ikimizde. Hep direndik, hayatın yönsüz ve bilinmez çekişlerine....

Hayat bizim kitaplarımız gibi değilmiş, hiç değilmiş. Hep aldatılmışız. Her kelimenin altına, başka bir kelime gizlemiş hayat, her satır arasına binbir ışık oyunu yerleştirmiş. Hep kamaştırmış gözlerimizi. Gerçek yaşam nerede başlar, nerede biter görmeyelim diye.

O kadar alıştırdın ki, yalnız başıma gözlerim bile kamaşmıyor artık, bu ışık oyunlarından. Ya sözlerim? Diğer yarısından çıkacak tek bir kelimenin peşinde. Bir hayalin, bir yazgının ve iki esir sessizliğin yargısında; ardında bir ceza, bir infaz, bir müebbet ve herşeye boyun eğmiş, iki mahkum yürek... Her biri, diğerinin kök hücrelerine hapsetmiş yüreklerini, her isyanda yüreklerine bir zincir daha vuruyorlar acımadan...

Oysa; en ağrıyanından, en çok sızlayanındandı iki yürek. Hayat bir bir gerçek kapılarını açtıkça, onlar kapandı içlerine doğru...

Bilmediğim bir sürü şey öğrettin bana. Bilmediğim birine ayna olmayı, görmediğim birine benzemeyi. Oysa ben, tek bir şey öğrettim sana; olmamız gerekeni yani olamayacağımızı...


« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:02:46 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 12:49:50
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #11 : Nisan 13, 2009, 12:49:50 »



Gölgelerine saklanan birer hayalet sanki insanlar...
Çelik alaşımlı plastik bedenleri yedek parça garantisiyle hiçbir namussuz geceyi yarı yolda bırakmıyor.
‘Boğuluruz’ korkusundan denizi bile hayal edemeseler de, dümen köşkünde hep onlar eğleşiyor. bir-iki bakışa ters takla atan yürek cambazları, köşebaşlarında aç rezervuar köpekleri gibi dövüşüyor. Gösteriler ucuzladıkça, biletler eşantiyon yerine, kalleşlik listeye ilk sıradan girip kapalı gişe oynuyor.

Tehlikeli ilişkilerde dublör tutmayı kendimize yediremediğimizden, malulen emekli ediliyoruz düşlerimizden..
tazminatsız, amortisiz...

İlkel sancılar derinlemesine parselledi, mızrakların ucunda aşkın kelleleriyle yürüyor onun bunun kafatası avcıları! M e t r o s e k s ü e l Indiana Jones’lar sarmış dört yanımızı, bâkir duygular zührevi hastalık muamelesi görüyor tutku koridorlarında.

Bağımsızlığı tanınmayan demirperde bir ülkenin pahalı başkenti insanlık... Tam da İpek Yolu’nun ticaret beşiğini sallayan bu kent, kalabalık yalnızlıklarıyla meşhurdur ve geçimini ihanetle sağlar kendilerine dokunmayan yılanı koyunlarında besleyen halkı.
-ki aynı ihanet, metresidir aşkın tatminsiz ihtiras akşamları!

erken çöken yaşlılık... prematüre aşklar... antifriz katılmış kanlar...

astigmat göz dizimleri...suretsiz söz düşümleri...ketum kalp atışları...

raf ömrü dolmuş anılar... turşusu kurulmuş acılar... stepne dostluklar...

anestezik vücutlar... kendini kanıksayan kimlikler... sorumsuz yükümlülükler...

penaltı kokan insanlık soneleri...

... Nicedir yaşamak, sağdan-sola, yukarıdan aşağı sözlüye kaldırıyor deneyimlerimi.

Son zamanlarda hayat korkutuyor, beslemiyor, solumuyor beni...
Zararın neresinden döneriz, kârımız kaç karın doyurur bilmiyorum; yine de “kendinize gelin!”, diye bağırmak istiyorum gözlerim ağlama moru, dudaklarım kupkuru..
Oysa adı yalnız halk öykülerinde geçen “kendiniz” neresi, hiç kimse hatırlamıyor!

"Hey, yürek ressamı!
Senin hayata çizdiğin platonik resimler ancak entellektüel geometriden sınıf geçer. Sen biraz yazı saçmala istersen...
Boşver, insanlığı sen mi restore edeceksin?
Üzümünü sorma, yaşa gitsin!" dediler.



« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:02:57 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged
Nisan 13, 2009, 12:54:38
*
Üye Grubu : Usta Üye
Yas : 1907
Cinsiyet : Bay
Nerden : İstanbul
Mesaj Sayisi : 1281
Ruh halim :
Üye No : 2
Teşekkür Gücü : 496
Çevrimdışı

WWW
« Yanıtla #12 : Nisan 13, 2009, 12:54:38 »

eyvah eyvah lara jade

unutmuştum ben onu yaa nerden getirdin gene aklıma  Ahh

 Pit
Logged
Bedhah'in Imzasi

Korkma
Bir Daha Dönmeyeceğim!
Severek gidebilmek de erdemdir bence,
sevmekten vazgeçip gidenlere bakarsan.
Seni kötü anarak yürümemek için bütün çabam,
elde bir sıcak dostluk tutma derdindeyim.
Günahını kimsenin ödeyemeyeceği bir ayrılığı tartışmak zaman kaybıdır.
Korkma,
ben aklından sildikten sonra yüreğine söz dinletebilenlerdenim.
Nisan 13, 2009, 12:57:41
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #13 : Nisan 13, 2009, 12:57:41 »





Logged
Nisan 13, 2009, 02:06:09
Buz_KaLpLi
« Yanıtla #14 : Nisan 13, 2009, 02:06:09 »


Acının Tarifi Acıyı Acıtırmış...

İçim acıyor...Ne tarif edilmez bir duygu bu...Yerini belli edemiyorum..."Sol yanım" diyemiyorum mesela...İçim işte...Her zerrem, her nefesim...İçim acıyor, dayanamıyorum..Nasıl tarif edilir bilmem ki... Hem tarif etmeye gerek var mı ki.. "İçi acıyan" anlar ancak bendeki bu hali...

Gökyüzüne bakıyorum...Hilal çıkmış bu akşam...Ama her zaman karşısındaki yıldızı kollarıyla sarar gibi duran hilal, bugün sırtını dönmüş yıldıza...Hilal küskün, yıldız üzgün...Sanki onlar bile beni anlatıyor,onlar bile halime tercuman...Bu ıssızlık, bu yalnızlık ne yaman!...Ne çöle benzer halim, ne okyanusa...Hani okyanus çöle yağsa belki çiçek açar da, bir ot bile yeşermez gönlümün umut dağında...

Bitişleri içiyorum yudum yudum...Elimden gelse, becerebilsem, bir gün boyu uyurdum...Uyur ve unuturdum...Lakin olmuyor, uykular firari...Geceler,bitmek bilmez karanlık, bir ânı asır misâli...Sabah olsun diye yalvarıp duruyorum...Hayallerimi gecenin bağrına dolduruyorum ve şafak sökmeden hepsini vuruyorum...Güneş doğuyor ,lakin gönlüme değil...

Kalemi elime almışım farkında olmadan...Bakıyorum ki yazmaya başlamışım...İstemiyorum...Hele sana yazmayı hiç istemiyorum...

Kendi ırmaklarım, kendi içime çağlasın artık

Kendi bendlerimi yıkayım

Hasretlerim yaralarımı dağlasın

Kendi gözlerime bakayım

Ve gözlerim halime ağlasın

Kendi şehirlerim viran olsun

Kendi kendime öleyim

Kalemim kendimce sussun...

Ve sen bilme....

Sen bilme depremlerimi

Görme içimde çöken viraneleri

Harap bahçelerimde baykuşlar öter şimdi

Cemreler düşmez yüreğime

Kışın hükmü sürer ebedi

Sen bilme iç acılarımı...

Bilme gönül sancılarımı...

Ve sen görme gözyaşlarımı...

Sen üzülme




« Son Düzenleme: Mayıs 26, 2009, 09:03:11 Gönderen: Buz_KaLpLi » Logged


Google Words: Buz_KaLpLi'den İnciler Dosyasi, Buz_KaLpLi'den İnciler Belgesi, Buz_KaLpLi'den İnciler Programi, Buz_KaLpLi'den İnciler Oyunlari, Buz_KaLpLi'den İnciler Download, Buz_KaLpLi'den İnciler Resimleri, Buz_KaLpLi'den İnciler Hikayeleri, Buz_KaLpLi'den İnciler Haberleri, Buz_KaLpLi'den İnciler Indir, Buz_KaLpLi'den İnciler Yükle, Buz_KaLpLi'den İnciler Videosu, Buz_KaLpLi'den İnciler Arsivi, Buz_KaLpLi'den İnciler Albümü,
Sayfa: [1] 2 3 ... 5   Yukarı git
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Rengli Theme By Burak & Forum



Wap - Wap2 - Wap Forum - XML - Rss

site ekle adres.gen.tr Arama Motoru Aradur.com | Arama Motoru SiteTR Güzel Linkler Dizini Senbul.com Genel
Hosgeldiniz
Hala Üye degilmisiniz?
Üye olmak çok kolay
Üye olmak için tiklayin