| Nisan 08, 2009, 10:41:19 |
|
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden :
Mesaj Sayisi : 1975
Ruh halim :
Üye No : 6
Teşekkür Gücü : 392
|
 |
« : Nisan 08, 2009, 10:41:19 » |
|
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
CAN YÜCEL
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Nisan 10, 2009, 02:04:51 |
|
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden :
Mesaj Sayisi : 1975
Ruh halim :
Üye No : 6
Teşekkür Gücü : 392
|
 |
« Yanıtla #2 : Nisan 10, 2009, 02:04:51 » |
|
ÖZLEDİM SENİ
özledim seni... ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir. beynimi uyuşturuyor özlemin... çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca zamandır içimi ısıttığını yeni yeni anlıyorum Yokluğun, Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp mütemadiyen bir boşluğa Sabahları seni okşayarak başlamaları aksamları her isi bir kenara koyup seninle baş başa konuşmaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasılda serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne kadar yumuşak bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken Gitmeni asla istemediğim halde buna mecbur olduğunu görmek ve sana bunları söylemeden 'git artık' demek 'beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa' demek sana nede zor seni görmemek ve belki yıllar sonra karsılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
-------------------------------------
ANLADIM Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat okuyarak dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş Çok acıttığında anladım..
Fakathakkedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil gerçeği gizlememekmiş marifet Yüreğini avucuma koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur kaybedenlerin acizlerin maskesiymiş Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen beklemez sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
--------------------------
HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Mayıs 13, 2009, 05:14:39 |
|
MasaL
|
 |
« Yanıtla #3 : Mayıs 13, 2009, 05:14:39 » |
|
 Can Yücel 1926 - 12 Ağustos 1999 . İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul ve Ankara’da tamamladı. Şiirle ve edebiyatla ilgisi küçük yaşlarda başladı. Bu konuda babasının desteği oldu. Ankara ve Cambridge Üniversitelerinde Latince ve Yunanca eğitimi gördü. 1950’de yeniden Türkiye’ye döndü. Aynı yıl »Yazma« adlı ilk kitabı yayımlandı.1956’da Güler Yücel’le evlendi. Bu dönemde Mao ve Che Guevara’dan yaptığı çevirilerden dolayı 15 yıla mahkum edildi. 2 yıl sonra çıkan genel afla salıverildi. Cezaevindeyken yazdığı şiirlerini »Bir Siyasinin Şiirleri« adlı kitapta topladı.Shakespeare’den Brecht’e birçok kişiyi Türkçeye aktardı.Şiirleri ve yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde aktarılan Can Yücel’in, »Yazma« (1950), »Sevgi Duvarı« (1974), »Bir Siyasinin Şiirleri« (1974), »Ölüm ve Oğlum« (1976), »Şiir Alayı« (1981), »Rengahenk« (1982), »Gökyokuş« (1984), »Beşbiryerde« (1985), »Canfeda« (1986), »Kısa Devre« (1990), »Kuzgunun Yavrusu« (1990), »Çok Bi Çocuk« (1992), »Gece Vardiyası« (1993), »Güle Güle Seslerin Sessizliği« (1993), »Gezintiler« (1994), »Maaile« (1995), »Seke Seke« (1997), »Mekanım Datça Olsun« (1999), »Alavara« (1999) adlı şiir kitapları ile düzyazılarını topladığı, »Düzünden« (1994), »Can’dan Yazılar« (1995) adlı kitapları yayımlandı.Ayrıca »Hatırladıklarım - E. Roosevelt« (1953), »Yeni Türkiye: Bir Garp Devleti - G. Duhamel« (1956), »Her Boydan - Dünya Şiirinden Çeviriler« (1957), »Anna Frank’ın Hatıra Defteri« - A. Frank (1958), »Lord Stadford`un Türkiye Hatıraları - S. Lane Poole« (1959), »Sırça Kümes - T. Williams« (1964), »Muhteşem Gatsby - S. Fitzgerald« (1964), »Lenin Petrograd’da - E. Wilson« (1967), »Küba`da Sosyalizm ve İnsan - E. Che Guevara« (1967), »Gerilla Harbi - Mao Tse Tung« (1967), »Siyah İktidar - S. Charmichael« (1968), »Saloz’un Mavalı - P. Weiss« (1972), »Yeni Başlayanlar İçin Marks - Rius« (1977), »Bahar Noktası - W. Shakespeare« (1981), »Şvayk Hitler’e Karşı - B. Brecht« (1982), »Don Cristobita ile Don Rosita - F.G.Lorca« (1983), »Batı Yakasının Hikayesi - A. Laurents« (1988), »Kar Kokusu - C. M. Schulz« (1991), Fırtına - W. Shakespeare« (1991), »Oliver Twist - C. Dickens« (1992), »Hamlet - W. Shakespeare« (1992), »Define Adası - R. L. Stevenson« (1992) adlı çevirileri yayımlandı
EĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir. Büyük ayrılıklar bile, En güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer.
Kokulacak bir yan yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses. hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarılıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman. meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasıydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi. yaşanılasın her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri. her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, Ddv bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunulacak biri olsaydı eğer
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde “Onca ayrılığın birinci dereceden failidir.” denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar. ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olmasaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya; Canım ellerini tutmak isterse…
Evet sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin kokusunu, Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!!
Can YÜCEL
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|