GümüşKalem Forum Sitesi > Aşk Arkadaşlık Dostluk >  Aşk > Aşk'a dair herşey > ESRA ...
GoogleTagged
Sayfa: 1 [2] 3 4   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ESRA ...  (Okunma Sayısı 1457 defa)
Nisan 25, 2009, 12:16:36
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #15 : Nisan 25, 2009, 12:16:36 »

ßen ßüyüdükçe kiRLenmeseydi DÜNYA

--------------------------------------------------------------------------------

   
 "Ke$ke hep çocuk kaLsaydım..."

HeRkeS ßüyümeyi isTeRken, ve süRekLi deqi$TiRiRken yüzündeki safLık maSkeSini...
ßen ßüyümeyi unuTsaydım... Yüzümde hep çocukLuk maSkesi TakıLı kaLsaydı...
DinLediqim heR maSaLın aRdından hayaTın Toz pemßeLiqinde ßoquLsaydım ve
İnanSaydım qeRçenTen kuRdun kaRnının keSiLdiqinde ßaßaannenin çıkacaqına, paRmak çocukLaRa , öpüLdüqü zaman pRenS oLan kuRbaqaLaRa...


"GüzeLLik nediR ßiLmeseydim..."

TuTsaydım yeniden annemin eLinden , o neReye ßen oRaya qitseydim...
AyıRım yapmasaydım... Renk uyumu nediR ßiLmeseydim..
Ne qiydiRiRLeRse , qeçip ayna kaR$ısına , sadece kendimi izLemek olsaydı güzeLLik...
FaRkLı boyuTLaRLa bakmayı öqRenmeseydim...
Tek yönLü ßakı$ açımda , kendi dünyamda ya$asaydım...


"Ke$ke qeRçekLeRLe hiç Tanı$masaydım..."
Kimseyi kaR$ıLıksız sevmeseydim... AkLım kaR$ımdakinin ßüTün söyLedikLeRine cevap aRamasaydı...
ManTık denen o asaßi çehReyLe hiç kaR$ıLa$masaydım.


ßüyük yaRamazLıkLaR yapıp küçük cezaLaR aLsaydım.
ELma yanakLaRım, ßadem qözLeRim oLsaydı, heRkes ßana hizmeT eTseydi,
ßana ninni söyLeseLeRdi, ßeni qüLdüRüp eqLendiRseLeRdi... ßiR simiT ve ßiR ayRan mutLuLuqunda kaLsaydı heR $ey... ßayRamLaRdaki LoLipopLaR oLsaydı Tek eqLencem... MuTsuzLuqum , oyunun en eqLenceLi yeRinde annemin eve çağıRması oLsaydı... Tek TuTkum , ßilLinmeyen ziLLeRe basmak oLsaydı... Tek amacım, saLıncakTa en fazLa yükseye "kim eRi$ebiLecek" oLsaydı... FedakaRLıqım , qüveRcinLeRe aTTıqım simiTLeRde qizLi kaLsaydı...
Öfkem,azaR i$iTTiqimde ßana güLen aRkada$LaRıma oLsaydı...
Sevgimi yeni doqan ßeßekLeRe veRmekLe kaLsaydım...
OnLaRa yazsaydım sevqinin kaynaqını...
OnLaR ßüyüdükçe qeni$Leseydi sevqi daRqacıqım...
Tek koRkum , izLediqim fiLmLeRdeki vampiRLeRde, canavaRLaRda oLsaydı...


MeseLa;

Ayakkaßı numaRam yiRmi be$i qeçmeseydi...ELLeRim minicik, ayakLaRım küçücük, fakaT hayaLLerim kocaman oLsaydı ve hiç yıkıLmasaydı...

"ÖLüm" nediR biLmeseydim, "a$k" nediR TaTmasaydım, "öfke" nediR qöRmeseydim, "yaLan" nediR duymasaydım, kaLßim hiç kıRıLmasaydı veya ßunLaRı hiç anLamasaydım...


"Ke$ke hep çocuk kaLsaydım..."
Avucuma denizi doLduRaßiLseydim, ku$LaR qißi özgüRce uçaßiLseydim,
hayaLLeRLe ya$asaydım, masaLLaRda doLa$saydım, ßa$ paRmaqımı diqeRine deqdiRip ßiRdenßiRe TekRaR çocuk oLsaydım.

"Ke$ke çocuk kaLsaydım.."



ßen ßüyüdükçe kiRLenmeseydi DÜNYA!...

__________________

"$evqiLim" deqiLsin
"$en", "ben"sin
Ben ise
Bitirdiqin cümLeLere "Üç Nokta"   
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:16:53
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #16 : Nisan 25, 2009, 12:16:53 »

Hangi Zarfa Yüreğimi Sığdıracaktım...

--------------------------------------------------------------------------------

   
 uzun bir mektup yazmak gecti icimden bu aksam, satirlara mürekkep gibi akmak
istedim, gözyaslarimla sulamak istedim kelimelere dönüsen duygularimi, en
güzel renkte acsin diye beyaz sayfada yüregim... oynatmak istedim kalemi
parmaklarimin arasinda, satir satir kalbimi dökmek istedim, eritip yüregimi
masanin kösesinde duran kirmizi mumun üzerine, hic sönmezcesine yazmak
istedim sabaha kadar... eridikce yanmak, yandikca erimek istedim, yazdikca
satirlarda kaybolmak istedim...

uzun bir mektup yazmak gecti icimden bu aksam... yüregimden bahsetmek
istedim, kime neden kirildigimdan, kimin beni neden yanlis anladigindan,
neden her aksam agladigimdan, neden sustugumdan... yüregimdeki yaradan
bahsetmek istedim... kime yazacagim sorusu aksamin geceye dam tuttugu anda
vazgecirdi beni bu fikirden... kime yazacaktimki....

adres bölümüne kimin adini yazacaktim, kac kurusluk pul yapistiracaktim,
hangi zarfa yüregimi sigdiracaktim...

Saat gece yarisi, kapina geldim...

Yüregim üsüyor, yangin yeri yüregim...

ac ne olursun bekletme beni...

anlatamadim kendimi... bana verdigin konusma nimetini sükrüyle eda
edemedim...

bagisla beni...

anlasilmayi bekledim... heyhat... sen dururken neden baska kapilar caldim...

sana ne uzun bir mektup yazmam nede yanlis anlasilmaktan korkmak gerekir...

kalbimle benim aramda olan sen degilmisin, sah damarimdan daha yakin olan
sen...

yüregim sana ayan, her kalbimin carpmasi sana halim beyan...

beni sen anliyorsun ya...

neyleyim dili ,neyleyim kelimeleri...

beni yalniz birakma ne olur kapina geldim bekletme beni,

yalnizlikdan cok ürküyorum, kime bel bagladiysam karanliga itti beni...

bagisla beni, artik senden baska kimseye dayamam sirtimi, asami attim
Rabbim...

hakikata daldir beni...


yüregimde itina ile büyüttügüm güllerim düstü...

her kursunda ürktü ceylanlari gönlümün...

her kursunda semaya ucustu güvercinleri umudumun...

Sokaklara Güllerim Düstü...

etrafa sacildi yapraklarim...

her kursunda yüregimin kanadi vuruldu

her kursunda...

son cirpinista...

yüregim vuruldu...

Alıntıdır
 
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:17:13
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #17 : Nisan 25, 2009, 12:17:13 »

Zamansızdı Gitmeler İnfazıma Fermandı

--------------------------------------------------------------------------------

   
 sen ekmek sen su sen havaydın benim için,
gitmelerinin ardından yarım kalan parçalar için ,
gidipte dönmeyenlerin arkasından ağlamak için ,
seçilmiş bir kurbandım bende senin için...

bu kadar kolay olmamalıydı gitmen...
sormalıydım
yüreğimin uçurumlarına son kez de olsa seslenmeliydin "Nurum istemesemde gidiy...." demeliydin ..
söylemeliydin
bilmeliydim hissetmeliydim ..
gitsende son kez bakmalıydım kaldırımlara ...
sensiz kalan diğer yarımı emanet etmeliydin ..

yürüyorum kaldırımların arasında ..
yüreklerde kırık diğer yanlarıda
geçip giden ömür bıraktı ellerimi sensiz
sonda olmasa bu gece de kaldım sessiz

üşüdüm geceler boyu yanlızlıkların ortasında
savurdum sevdalarımı esen seher yelinde
leylaydım sende mecnun yıllar arasında
zamansızdı gitmeler infazıma fermandı

ne yol bitti ne sevdam
kaldım sessizlikler içinde
bir kelam edersin diye son nefesimde ...
sende git sende git yar..
unut unutmak en iyisi demiştim git unut........
kanasın yaram merhem olmayı unut.......


esti yanlızlığık rüzgarı anladım gidyorsun
umutlarımı bırakarak veda ediyorsun
son kez olmayacak biliyorum sürmez ayrılığın acısı uzun sürmez zaman onuda alır gider seni alıp gittiği gibi .............
bir aşk nasıl yaşar ..... şimdi
artık git yolun açık olsun yüreğimde güller sarasın solsun
ellerinle kirletme temiz kalsın ellerim
duvarda bir resim dokunma kalsın ...

zaman da sende gitsin ..... bırak gitsin ....

garip kuş gibi yuvamda zaman sayarım
seneler gelsin geçsin hayallerimde seninle
kalbimde sen aklımda sen fikrimde sen
neylerim sen gelmessen .......
boşlukta kalan ellerim sen
zamansız çekip gidişinde sen
beklemekte sessizlikte ben ...

son kez görebilseydim seni mahşerde
yarınımda sen yüreğimde sen
bilmem ki neylesem ....

gitme be sevdiğim sende git alışmakta sen
...
SESSİZİKLERDE BİÇARE... ben ...

Alıntıdır
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:17:42
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #18 : Nisan 25, 2009, 12:17:42 »

Yalnızlık Acıdır İnsanın Yüreğinde..

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Yalnızlık...
Çoğu kez kaçmaya çalıştığımız ama kaçtıkça bizi her defasında bulan vefalı dostumuz…
Kaçarız ondan adeta bir düşmandan kaçar gibi…Sevmeyiz belki,istemeyiz gelmesini,istemeyiz onla yaşamayı…
Neden?
Yalnızlık acıdır insanın yüreğinde..Yalnızlık terk edilmektir metruk bir şehirde…
Oysa ki yalnızlığın ardından kazandıklarımız değil midir bizi yeniden hayata bağlayan?

Yalnızlık, sevmemiz gereken en vefalı dost..

Yalnızlık kalabalıklarda kaybolmaktan kurtaran, çekip alan can simidi..

Yalnızlık gönüllere hikmet damlalarını akıtan huzur iklimi..

Oysa ki hep kaçmışızdır ondan…Etrafımızda biriktirmişizdir onca kalabalığı…

Neden?

Kalabalıkların verdiğinin yanında aldıkları daha çok değil midir?

Kalabalıklar parçalara bölmek değil midir kendimizi?

Sonra yalnızlığı paylaşmak adına dostlar biriktiririz gönül heybemizde…Zor zamanda hazır kuvvettir onlar..Ferah anında ise ziynetimiz…

Ama gün gelir ne sesleri duyulur ne de bir seda gelir…Herkes kendi dünya telaşındadır..Ve yalnızlık yine başucunuzdadır…O bırakmaz sizi…Siz onu bıraksanızda..


Yalnızlığınızı hiçbir dost, hiçbir arkadaş ile paylaşamazsınız dostlar..

Yalnızsınız hayatınızın her anında…

Anne karnında bir nutfe iken de yalnızdınız…Sonra kalabalıklar girdi hayatınıza, bölündünüz binlerce parçalara….Ve toplanma vakti dendi bir selâ ile yine döndünüz yalnızlığınıza..

Bu iki yalnızlık içinde yaşadınız ne varsa…

Yalnızlık bir ömür boyu dostlar…Korkmayın, kaçmayın yalnızlıklardan…

Unutmayın yalnızlık huzurdur…Yalnızlık kaybettiğiniz “beni” bulmaktır…

Yalnızlık, Mekke’de Hira’ya varmaktır…Yalnızlık, kuyuda Yusuf’u bulmaktır…Yalnızlık, Yunus’un karnında karanlıklarda kalıp, günlerce nedâmet gözyaşlarına bürünüp, Rabbini anmaktır..

Yalnızlık kendinde çıktığın yolculuğunda asıl bulunması gerekeni bulmaktır…

Yalnızlık her gece gizli gizli niyazdır…

Yalnızlık, Mecnun olup Leyla’yı ararken çöllerde “Mevla’yı bulmaktır..”

Yalnızlığınızı sevin dostlar…Kaçmayın ondan…

Yalnızlığın size vereceklerini, öğreteceklerini hiçbir kitap öğretemez size…

Durun ve dinleyin biraz onu..Bakın ne hikmet damlaları akıtacak kurumuş, çorak gönlünüze…


Alıntıdır   
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:19:28
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #19 : Nisan 25, 2009, 12:19:28 »

Ayrılığın Hüznü, Hicaz Makâmından Bestelenir Nota Nota…

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Bir hazân vakti…Hatırlar mısın, ey sevgili? Hüzün renklerinin bütün âhengiyle bir araya gelen ve rüzgârın nefesiyle dans eden yaprakların bir o yana bir bu yana savrulduğu o uzun yolda, o uzun yolun sislere karışan son noktasında yavaş yavaş kayboluyordu bedenin. Gidiyordun… Benden fersah fersah uzağa attığın adımların, feryâd ü figânıma binbir âh kattığın adımların bir eylül saatinin tik taklarına takılıp sürükleniyordu. Mevsim sonbaharı gösteriyordu. Ve sen gidiyordun.
Yağmurlarına açtığım bütün şems/iyeler iyeliğimden ayrılıyor ve Şems’i elinden alınmış Mevlânâ gibi dönüyor, dönüyor, dönüyor; yollarında peşin sıra yön buluyordu. Oysa sen gidiyordun. Dört unsurumu kıyâmete, beş duyumu felâkete ve altı yönümü dalâlete uğratıyordun. Bir hazân vakti…

Sevgili! Bir hazân vakti hatırlarım ben seni... Sonumun baharıdır gözlerin ve benim sonbaharımdır terk edip gidişin. Bu mevsimde muammâ, bu mevsimle müsemmâdır sözlerin… Sonbahar kadar soğuk, son bir bahar kadar donuktur sesin… Ve bir hikâyeydi gidişin. Mecnûn’u çöllerin kölesi, Ferhâd’ı dağların efendisi ve Kerem’i acılarının veremi yapan bütün hikâyeler, hicrânıma önsöz oluverdi. Mazmûnlar hüzünle beslendi yokluğunda. Bu mevsimde pervânenin kanadı kırık ve mumun ışığı kaybolmuşsa… Bu mevsimde bülbülün şeydâsı kısık ve gülün sevdâsı solmuşsa… Bütün kabahât senin.

Sevgili! Bir hazân vakti hatırlarım ben seni… Kente yağmur yağmış gidişinin ardından. Dışarda keskin bir yalnızlık kokusu, içimdeyse bu yalnızlığın korkusu… Yalnızlık, yalnız bırakmıyor sîretimi. Sararan yapraklar ellerimden tutuyor, bulutlar solgun yanağımı okşuyor. Okyanusa hasret damlalar bir okyanus kadar bomboş kalan içime düşüyor. Toprak bedenim aşka müştâk iken, nisan yağmurları bana hâk iken; şimdi her yanım hazânın hicrân yaşlarıyla sırılsıklam…Vakit akşam…

Dinlesene ey yâr, Beyatlı bu bendeki hâli nasıl tasvir ediyor:

Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazân bahçelerinden

Hazân bahçelerinden geçmek kolay da senden geçilmiyor, âh yâr!.. Âh bu şarkılar… Nâlân bir tek yüreğin nâdân bir çift göze yazdığı nağmeler yükseliyor dilimden, neye yarar? Âh bu romanlar… Aklımdan Mehmet Rauf’un Eylül’ü geliyor: “Evet, her şey çürüyor, her şey… Tabiat da bunu anlamış gibi acı bir düşünceyle üstüne çöken ıssızlığın, matemin altında ezilerek durur. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar dayanabilirse dayansın kışın galip geleceği, artık her şeyin her ümidin bittiği, buna tahammül lâzım geldiğini anlamaktan doğan bir takatsizlik ile ağlar… Ne renk, ne de güzel koku… İşte yapraklar ölüyor… Rüzgâr insafsız, yağmur inatçı; her şey çürüyor, oh!.. Her şey çürüyor…”

Sevgili! Bir hazân vakti hatırlarım ben seni... Gökyüzü kurşunîdir ve ağırdır ölüm kadar… Bilirsin, hava soğuktur ve ateş yanar. Güneşe eş olmaz; lâkin üşüyen ateş yakar. Belli ki üşüyordun; giderken bir kıvılcım fırlattığın melâl yüklü bu gönül, şimdi bir avuç külle örtülü... Bilesin ey yâr, küllerimin üstüne gözlerimden hasret döküldü; hasretimin içine beden diri gömüldü. Ve gönül sonbaharın tam ortasında, ayrılığın hüznünü besteleyen rüzgârın notalarında tek bir noktaya büründü: Süveydâ! Kara göründü.

Eylülde melül oldu gönül soldu da lâle
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle
diyor Akyel. Mısrâlara akseden ahvâlim, bir yeniçeri gibi isyâna kalkışan kalbim, sonbahar yapraklarıyla oluşan esâme defterinde kırmızı çizgilere boyanıyor.

Ey sevgili! Hazânın en hazîn zamanlarıdır bu ânlar. Ayrılığın hüznü, hicaz makâmından bestelenir nota nota… Âh rüzgâr!.. Yaprağı fidandan, cânânı candan ayıran soğuk havanın en boğuk sesidir rüzgâr... Ve yapraklar... Kederinden sararıp solan ve nihâyetinde, tutundukları daldan medet bulamayıp kendilerini o muâmma boşluğa bırakan yapraklar… Bir nev’î intihardır sonbahar… İçimde milyonlarca kurban var, ey yâr!.. İçimde bu yangından arta kalan koyu bir duman var, âh yâr!.. Şâir Genç diyor ya:

Dostluklar da biter, düşmanlıklar da
İzleri kalırmış hâtıralarda
Ümitler yeşerir her ilkbaharda
Sonbahar gelince duman olurmuş

Âh sonbahar… Bu mevsimde ağlamak kader midir bulutlara, yoksa bir keder mi dolanır başlarında?.. Cadde, sokak ıslak... Ve şehir çırılçıplak… Sonbaharın mâtemli yüzüdür dünyâya nazar eden. Zamanın en alacası belirir takvimlerde… Ve ben, ey sevgili!.. Hep seni hatırlarım böyle mevsimlerde… Sevgili! Gidişinle zaman durdu ve saat ayrılığı vurdu. Dört mevsimim de sonbahar şimdi… Unutmak mı? Amennâ! Sevgili! Hâl böyleyken, bir hazân vakti unuturum ben seni… Bir hazân vakti…

Alıntıdır   
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:19:53
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #20 : Nisan 25, 2009, 12:19:53 »

Sebebi Yokken Gidenlere ...
Gitmek zorunda oldukları için gidenlere değil sözümaşkı oyun sananlarasadece kendilerinde yürek olduğunu sananlara...Kendi mutluyken geride kalanları görmeyenlere gözü kör olanlara..


Sizler aslasebepsiz yere gidişinizdenhavada kalmış bahanelerle terkedişinizden sonra arkanızda yalnız kalanların acıklı durumuna şaşırmayın.Anlayışsız ve duygusuz olanlarınızı gördüktanıyoruz.Biz gidişinizin ardından biz içi acıyanlarelbette bunu da atlatır ve tertemiz yüreğimizle bunları da aşarız.Ama siz bocalayın kararsızlığınızda ve ciddiyetsizliğinizde..


Hele benim için ne cok ağlayan varpeşimden koşan ne cok diye hiç kibirlenmeyin.Öylelerinizi de gördük..Yalnızlık bir gün sizi öyle bir bulur ki kalabalıkta bile içinizde onu hissedersinizama o gün geldiğinde alaya aldıklarınız da olmayacak yanınızda artık..


Gönlünüzü herkesin çekim kuvvetine vererekcanınızın istediğine istediğiniz zaman yakınlaşıpistediğiniz zaman uzaklaşıp terkederekbaşkalarının duygularını hesaba katmadan hareket edenlersize gelincebu yaptıklarınızı dünyayı etrafınızda döndürmek ve güçlü olmak sanmayın..Asıl güçlü olmak savaşabilmektir.Ama aciz olduğunuzu gördük..Çünkü gerçekten sevmenin ne olduğunu bilemezsiniz.


Unutmayınböyle aşk oyunlarıyla zaman gecirenlerarkanızda bırakarak hiç uğruna terkettikleriniz kaybetmedi siz kaybettiniz.Ardınızda kocaman yürekleri bırakarak sahte heveslere koşmanız size elbet bir gün zarar verecek.


Unutmayınkız ya da erkek olunsiz değilsiniz söz verip tutmayarak bıraktıklarınızı ağlatan..Sizlerin içlerinde açtığınız yaralardan dolayı gözyaşı döker onlarsize değil.O yaralar kapanmayacakbinbir sancıdanbunalımlar ve kaçışlardan sonra kapansa da her daim sizden sonra hayatlarına girenlere güvensizlik olarak gözüken yara izleri haline gelecek.İşte bunun için ağlar sebebsiz yere bıraktıklarınız...


Öyleyse anlayın bunu aşk oyunu oynayanlar..Geride gözleri yaşlı kalanlar değil SİZ sonsuza dek kaybettiniz...!!!

Alıntıdır
 
   
Logged
Nisan 25, 2009, 12:21:07
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #21 : Nisan 25, 2009, 12:21:07 »

Sana Neyi Anlatayım Sevgili

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Sana neyi anlatayım?
-evet..yalnızım..

Sadece bunu söyleyip susmak isterdim...Ebediyyen susmak.Çünkü canım acıyor...Konuştukça,arzuladıkça,özledikçe,en kötüsü yaşadıkça canım acıyor."

Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı?O acıyı uyutsun diye sığındığım,ama sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı?Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin,o sonsuz çatlakların altında ,sen,diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi?

Şimdi burada değilsin.Ama beni duyabiliryorsun,biliyorum.Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur.Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var.Seni ait olduğun çevre için değil,bana ait olman için değil,karşılığında beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim...Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim.

Kendi etimi...Aşkımı....Ruhumu yedim.

yüreğimin en saklı yerinde yalnızca senin elin dolaşmıştı


Seni yollarca,şehirlerce uzağından sevdim.


Seni kelimelerce,şiirlerce yakınından sevdim.


Seni,dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim.


Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından.


Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için.Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır.Seni sonsuza kadar kaybetmek,kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için...

Anlamadın mı artık,varlığım sana acı vermek icin değil,sadece seni sevebilmek için yaşadım ben...Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla ,tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi...Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan,doğaçlama bir melodi gibi benim için.Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum.Öyle birikmişsin ki içimde...Seni yaşamakla tüketmem,seni sıradanlaştırmam mümkün değil.İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili...

"Sevgilim,beni bensiz bırakma olur mu?Çünkü sen nereye gidersen git,ben oradayım.Benim başka gidecek bir yerim yok.
Benim senden başka gerçeğim yok.Sende yaşıyorum ben sadece..."   
 
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:21:45
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #22 : Nisan 25, 2009, 12:21:45 »

..Oysa Ben sana ölüyordum.

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Gittin/ Bendeki “ beni “ alarak gittin..Kalakaldım topuklarımın ezikliğinde..Ve sen beni hiç sevmedin..Sevdin sandın..Öylece bakakaldın ihanetin kirli yüzünde..Sonra öldün bende..Musalla taşına konan yüreğinin safına duran yoktu..Sadece ben vardım…Yok yok yanlış hatırlıyorum.O ben değildim..Sahi giderken bendeki beni sen öldürmüştün ya..Ben yoktum..Katilim sendin..Meğer ellerin ölüm nakışlıymış..Bilemedim..
Bitirdin/ Sende bana ait ne varsa ezdin geçtin..Kirlettin içimdeki aşk tohumları..Sen gittin..Ben yavaş yavaş öldüm..Gittin..Sonra yanlışlarını sadece benim doğru bildiğim oyunda ebe oldum.Aydınlık içinde karanlığa boyanan yüzümü aynalarda seçemeyen bir kızım ben..Başıma örülmüş bir ihaneti mutluluk sanatı bilecek kadar küçük bir cümleydi yüreğim..Saçlarıma dokunan ellerinin benden başka yüreklerde yıkandığı bilmeyecek kadar saf bir kız cocuğu idim ben. Şimdi dizlerimin taşıdığı ağırlık kadar her gün dökülüyorum içimdeki yalnızlığa..Ve cesedi son anda hayata döndürülmüş ama yüreği hala morg ezikliğinde bir düş hikayesi gözbebeklerim..Biraz da nemli..Sakın gittiğin diye ardından dökülen yaşların izi sanma gözlerimde biriken bulutların yoğunluğunu..Bende beni taşımaktan bıkmışım / seni ve bana emanetini ( ihanetini ) nasıl taşıyayım ki ..Sahi sen kimdin ? Sen mi ? Ben her gece seninle ölmenin gururunu dualarımı işlerkenbaşka bedeninin terinde cenazemi taşıyan saldın sen. Gözlerinde beni bir misafir gibi taşırken sen ben sana niyetlenip her gece sana kavuştuğumda senin özleminin iftarını açıyordum gözlerinde..Ağrıyan başım sızlayan her yanımda senin varlığında huzura taşınırken meğer sen benim denizlerimde benim gözlerimde kendini / kirli emellerini temize çekmekteydin..Ellerin saçlarımda tel tel dolaşırken meğer sen başka nehirlerde yıkanan bir topraktın bende. Bilemedim.Oysa ben sana temiz bir hayat vermiştim..Adım gibi berrak yüzüm gibi parlak..Ama sen kirli yüzünü benim temiz sevdamda yıkadın...Bana gelişlerin yalan beni özleyişlerin bir oyundan ibaretmiş..Sezemedim..Sen bu oyunda senarist ben ise figüran..Figüranlıktan bihaber..

Sensizliğin bir kalem etmediği düz bir yolda ilerliyorum..Yürüdükçe yokuş oluyor içimdeki yaraların..Kapanmıyor senin arsız dikenlerin..Öyle büyüktün ki içimde tarihin raflarına gömülsen de hala ihanetin iç ceplerimde..Öyle bir ihanettin ki bende korkularım senli yaşadıklarım gözbebeklerimin ıslak neminde..Sorarım ey doğruluğumu yalana gebe bırakan adam; bu kanlı hançerin sebebi ne ? Bu ihaneti yaşamak için sana ne yaptım ben ? .Seni sevmek seni özlemenin seni hayatımın en büyük dileği yapmanın bedeli miydi yoksa çektiklerim? Biliyorum beni öldürdükçe sen hayatlandın.Ben sustukça sen kirli yüzünle büyüdün..Büyüdün...Gözlerime baka baka yalanlarını savururken sen kanatlandın başka diyarlara..Saçlarıma uzanan ellerinde başka bir koku dolaşırken ben seni hayatımın merkezine yerleştiriyordum..Adına birçok anlam vermeye zaman bulamazken yani ben sana ölüyorken meğer sen beni benimle öldürüyordun..Niyetin beni öldürmekti niye bu kadar bekledin ? Madem ben ölecektim..Bu ızdırab bu sancı niye? .Bıraksaydın beni bana; kendimin en büyük katili ben olurdum..Soframda en büyük bereketin nefesinin olduğunu bilirken sen bana avuçlarından zehir akıtandın..İçimde sana büyürken meğer ben sende bir cümle.Bitti artık kelimeler..Boşluktayım..En dipte..En derinde..Ölmenin acısından değil; senin beni öldürmek için beni bende öldürme cesaretinden korkuyorum artık..Yüreğimin kirlenmesinden değil sana açtığım gökyüzümden ihanet şarkılarının yankılanması...Artık kapatamıyorum kulaklarımı..Gittiğim her yer senli bir yalanın arka sokağı..Bastığım her yer senden kalma bir acı..Tarifi yok..İlacı yok..Tükendim bende..Soyundum kendimden..Kovuldum sana aitliğimden..Kırıldım orta yerimden..Ha düştüm ha düşeceğim..Sakın tutma beni..Şimdi her yanımdan sensizlik akıyor..Aktıkça bir yanım bir yağmur bulutuna gözlerimi iliştirip hıçkıra hıçkıra acıyorum kendime..Sonra da susuyorum...Sen kadar ölüyorum..Ama kendim kadar yer edinemiyorum hayatın en can alıcı yerinde..
Biliyorum bir gün öleceğim..Ama senin için değil; senin gibi kirli yüzü temize çekmenin ağır bedelini ödeyemediğim için..Sen kanatlarımı kırarken ben seni hayata nakışlandığı zannederdim..Ne kadar büyük yanılgının içindeymişim meğer..Sana gelen her yol benim sonummuş..Şimdi git sevgili diyeceğim ama beni öldürmeden gitme..Gitme...Kendini bende arındırmışken niye öldürmedin beni...İçimdeki cocuğu kürtaja zorlarken gözlerimdeki cenini niye hayat verdin ? .Madem bir gün gidecektin niye denizlerimi niye umutlarımı kirlettin ? Yüreğim paramparça..Gözlerim kan çanağı..Aldandığıma gözlerimdeki yaşa değil sitemim; sana yüreğimde bu kadar anlam yüklediğimedir..Sakın yanlış anlamayasın..Sahte gülüşlerin hala gece yarısı ürkeklerime denk gelirken sen benimle oynadığın masalın hangi sahifesinde kaldın...Masal bitti / Sen yüreğimi iğfal ettin...Sen içimdeki " aşk " kelimesini ayrılığa gelin ettin..Şimdi sevinebilirsin...Neden diye sorma bana..Sen benim bu dünyada en büyük dileğim'din..Şimdi bende koca bir hiçsin..Seni sana gömdüm...Sana dair tek bir nefesim yok artık..Seni hayat sanmıştım mutluluk safında..Meğer sen ayrılıktan alıntı yapılmış koca bir yalanmışsın...Örttüm üstümü sıkıca..Kapadım yüzümü.. Kapadım kirpiklerimi bulutların arasında küçük bir dilek tuttum..” Sensiz temiz bir hayat dileğimle “ seni içimde öldürdüm..İtiraf ediyorum; katilin benim.. Sana ise tek bir sözüm bile yok..İhanetinden başka yerin yok bende…Koca bir boşluksun bende…

....................
Kirlendi dilimdeki yirmi dokuz harf…
Köklerimden çekildi içimde çocuk..
Ama sana inat
Küçük bir su yolu buldum..
Topraklara gözyaşlarımı akıtıp
Senli yaralarımı çamura bandıra bandıra yol alıyorum küçük dünyama..
Sonra çöktüm içimdeki çocuğun ayak uçuna..
Gözlerimi kapayıp bir dilek diledim sonra…
Sensizlikten başka her yana giden bir patika yol…
Gözyaşlarımı rüzgara karıştıracak küçük bir pencere..
Senli hatıraların yer almayacağı bir alfabe..
Alıntısız bir cümle..
Sade bir mutluluk..
-- Çok şey dilemedim değil mi ? ---
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:22:01
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #23 : Nisan 25, 2009, 12:22:01 »

Hüzün Okyanusunda Rüzgarı Bekleyenler

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Kim bilebilirdi sevmenin bunca ağır olacağını içinde özlemler büyütüyorkenher gecenin sabahında umutla güne merhaba diyorken.

Bu kadar mı büyüktü aşk ? Nasıl bir duyguydu ki yaşarken de öldürebiliyor du bazense bir gülüşle yeşerip fışkırıyordu yediveren gibi kurak topraktan.
Böyle sarıp sarmalayan gerçek kaç duygu kaldı yasantımızda?
Zaman hızla akıp giderken ve bir curcunadır sürerkenkaç kişi gerçek yaşamın farkına varabiliyor söyleyin kaç kişi?
Hayatımızda kaç defa seviyorum be! seviyorum aşığım özledim diyebiliyoruz? Bunu kendimize sormalıyız ve gerçeklerle yüzleşmeliyiz.
Peki kaç seven kavuşabiliyor yârine ve kaç kişi bunun için çaba gösteriyor ? Günümüzde eski aşklardan neden eser yok ?O ölümsüz aŞklardan bir kırıntı bile kalmamiş.Galiba hayat değirmeni tıkır tıkır işliyor ve sevdaları öğütmeye devam ediyor.
Hepimizin hikayesi farklı farklı . Acımasiz bir durum olsada bu sabit.

Kaybetmeye mahkum olmamalıyız derken peki neden bu girdap bizi her defasında en dibine çekiyor ve vurgun yiyoruz ?
Evet korkuyoruz korkmayanlar galibiyete korkanlar yalnızlığa mahkum oluyor.Kimimizin önünde hiç bir engel yokken eremiyor emelinetamamen havadan sudan sebeplerlekimimiz en sert duvarların en aşılmaz dağların önünde eli kolu bağlıymış gibi bekleşiyoruz.Kendimiz örüyoruz o duvarları hemde ne ustalıkla ki hani ustalara parmak ısırtacak kadar dik ve düzgüngeçilmez cinsinden.
Aslında suçlu aramak da yanlış bu evrede çünkü her şey olacağına varıyor.
***Eğer sevipte kavuşamayanların gözyaşları birleşseydisanırım yeni bir okyanusumuz daha olurdu.Hüzün okyanusu derdik muhtemelen bu oluşumada.Yine bu bağlamda milyonlarca rotasız dümeni kırıkbir damla aşk rüzgârına muhtaç yelkenli dolaşırdı o sularda.

 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:23:26
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #24 : Nisan 25, 2009, 12:23:26 »

Çok özledim seni

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Nedenini bilemediğim bir arzuyla bugün hergünkünden daha çok istedim yanımda olmanı..
Kolay değil sensiz olmak..
İçinin yarısını boş tutmak..
Bu ayrılığın bir süreliğine oluşu teselli ediyor yüreğimi..
Her ne kadar bilemesemde bu sürenin uzunluğunu sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı...
Zaten herşey umut edebilmekle başlamadı mı?
“Biz” olabilmek için uğraşmadık mı ?
ÇOK ÖZLEDİM SENİ..!
“Biz”i..
Yokluğunda yok olmaktan korkuyorum..
Gözyaşlarınla yıka yaralarımı..
Hadi durma.. !
ÇOK ÖZLEDİM SENİ..!
Gözlerimden akan yaşlar artık kalbimi acıtıyor..
Ellerim boş kaldı...
Bugüne kadar hep gecelere isyan ettim..
Ama ;
Anladım...
Suçlu ; “gündüzler”
Artık güneş doğsun istemiyorum..
Çünkü her doğan güneş beni hergün yeniden başlayan üzüntülere itiyor..
Tamam..
Dediğin gibi yapıyorum..;
Her gün doğduğunda gülüyorum..
Ama bu tebessümler beni hayata bağlamıyor.. bağlayamıyor..
Neden hata bende olsun ki ?
Neden acısını doğan günden çıkarmıyorsun ?
Neden her seferinde bana yükleniyorsun ?
Artık acıları sırtıma yüklüyemiyorum
Eskisi gibi..
Çünkü taşıyamıyorum!
Ağzımdan çıkan her bir kelime haykırış ama duyanım yok ..
Oysaki ben herkesi duyabiliyorum...!!!
Sen bana sensizliği yükledin...
Ta-şı-ya-mı-yo-rum..!
SENİ ÇOK ÖZLEDİM...
...

Çaresizliğime ver;
Sensizim belkiomuzlarımda inanılmaz bir ağırlığı taşımaya çalışıyorum..
Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek..
Çaresizliğime ver işte..
Gün gectikçe daha çok seviyorum seni..
Hani unutmam gerek ya;
Bense her geçen gün dahada bağlanıyorum “sensizliğine..”
Yaşamın verdiği bıkkınlıkla..
Sürekli bir duvara çarpıyorum..
Olmuyor..
Senin giderken yıktığın gibi yıkamıyorlar bu bedeni..
Kalbin olmak istiyorum..
Sen olamayınca ben olamayan
Ben olamayınca sen olamayan bir kalp..
HADİ SON VERELİM ARTIK..
Sarılalım birbirimize ... Sımsıkı..
Çok özledim seni.. “Biz”i..

Ve devamını yüreğinle sen yaz...




“SENİ SEVİYORUM” !


...alıntı...
Logged
Nisan 25, 2009, 12:24:00
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #25 : Nisan 25, 2009, 12:24:00 »

Rüzgâr Şarkı Fısıldıyordu Kulağıma..

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Savrulan polenlerin arasında sığınacak yuva arayan tek kanatlı serçeydim sürüden kovulmuşluğumda... Kırılmış horlanmış dışlanmış kurtlar sofrasının orta yerine bırakılıp akıbeti gülerek izlenen şaklaban gibiydim bir başınalığımda... Direnmek onurdu...

Emekçi kuş sürüleri militarist leş kargaları tarafından Taksime ulaştırılmamak için coplanırken tek kanadımın tüyleri rüzgâr yeleli atların ve kahverengi aslanların yelelerine özenircesine diken gibi çivi gibi dimdik oluyor rüzgâr kulaklarıma kışkırtıcı şarkılar fısıldıyor tahriklere açık bıraktığım yüreğime biber gazı ve gaz bombaları yağıyordu... Üstelik ne bir hastanede nede aidat ödemediğim bir sendika önünde değilken...

Vadi yeşil elbiselerini giymeye başlamış ve ani çıkan lodos güneş görmeyen yosunlu kayaların üzerine toprağa ilk düşen yağmurun yaydığı toprak ve çimen kokularına inat şarkı söyler gibi düşüyor damlıyordu... Yosunlardan yansıyan sesler karıştığı rüzgârla valsında provakatif eylemini çoğaltıyor tahrikleri buyur eden yüreğimin bam teline güm güm vuruyordu kabul etmemin onurunda...

Transatlantiğin yol alışında buz dağına çarpışı gibi acı ve görkemli değildi ama her canlının içinde yer eden türden kıpırtılarla uyanırdım güne ve gün uzun gün hiç bitmeyecek de olsa tek kanatlı yaren yanımdı dik tutan ve direnmemi sağlayan... Rüzgâr ve lodos görevini yapmanın ahengiyle çoktan ufuktan kaybolmuş meydan aç kurtlara direnişe hazırlanan serçeye kalmıştı...

Akşam bir başka hüzünle çökerdi gittiğim her yerde ve yine ayine hazırlanan rahibe sessizliği ve pusuya yatmış kimliği bilinmez aç hayvanların nefessizliğinde yol vaktiydi bir kentin gecesinden diğer kentin sessizliğine uzanmak için... Sessizlikler oldum olası kışkırtır beni ve asi serseri ruhuma yol olur yoldaş olur uzanırım geceye nefes almadan... Geceler nefestir tükenmişliğime yol göstericidir havai fişekle aydınlatılmış gökkuşağı renkleridir yolumu kaybetmişliğimde...

Pusulasını kaybetmiş acemi denizcinin hafifliği ve rotasını şaşırmanın ağırlığında fırtına öncesi sessizlikte yol alır gibi savruluyorum düşlerimde seni bulacağım umuduyla... Bakmak değil gözlerimin önünde bile görmediğim dokunmadığım tutmadığım hissetmediğim ki olsa bile d u y u m s a y a m a y a c a ğ ı m anları varmış gibi varsaymaktır yolumu yönümü şaşırtan ve saptığım yanlış yollarda biçare bırakan... Öylesine savruluyor ve öylesine yolumdan çıkıyorum ki nereye baksam aynı yerde olduğumu görüyor tökezliyor ve tek kanadımın o acılı tüylerinin altında kendimi korunaklı hissediyor yine ve yeniden oraya sığınıyorum yarın hangi fırtına ve yağmurun yoksul tenimi hangi vadilere sürükleyeceğini bilmeden... Varlığının içindeki yoksullukla yol alıyorum nereye bilmeden...

 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:24:54
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #26 : Nisan 25, 2009, 12:24:54 »

Dokunma Acıya..

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Sen şu anda acıya dokunuyorsun bana onu sormakla.Bildiğin gibitanıdığın gibi bir duygu değildir acıya dokunmak.Midene derinden bir ağrı saplanır ya da parmağına bir iğne batar böyle birşey acıyı hissetmekacıyı yaşamaksa uzun sürer bazen haftalara sıkışırbazen mevsimleri sayarak yaparsın hesabını.O da uzun sürmez bir yaranın kabuk bağlayıp tatlı kaşıntılarla son bulması gibidir.
Sen şu anda acıya dokunuyorsun bana onu hatırlatmakla.Söylüyorum işte sana bildiğin gibitanıdık bir duygu değildir...Acıya dokunmak için önce bahanellerin olmalı ve biriktirip bir deniz yarattığında işte o zaman acıya dokunabilirsin.Kolay değildir bir deniz yaratmak;önce arkadaşlarınladostlarınla görüştüğün zamandan çalarsınsonra kurulu yemek sofrasından ve gece uykundan çalmaya başladığın zaman sokulursun acının koynuna yavaş yavaş...Hani bir mutluluk vardır herkesin yana yakıla aradığı;acıya dokunabilmekte mutluluğu yakalamak kadar zordur işte.Acı da mutluluk gibi bir balıktır;bazen oltanı denize ilk salladığında takılır bazen de bir ömür beklersin o köprünün üstünde ve öyle birşey ki o balık hiçbir zaman yaşamaz bizim denizlerimizde.Acıyı hissettiğini saklayabilirsin gözlerini kaçırarak ya da bir kutu yarabandıylaacıyı yaşadığındaysa birkaç paket mendille silip atabilirsin gözyaşlarını kapandığın odanda ama acıya dokunduğunda saklayamazsınkapatamazsın yüzünün orta yerinde burdayım diyen yapraksız ağaçları.Mezarlar seslenir bir dua için çığlık çığlık gözlerindentaşıdığı kanın yorgunluğundan kabarır damarların tenini yırtıp dışarı çıkmak ister gibi.Bitse de bu acı bir an önce kurtulsam dersin.Şafak saymaya benzemez acıyı hissedip yaşamak gibi.Acıya dokunduğunda son askerine kadar gece gündüz çarpışırsın savaş meydanında ve savaşı kazandığında bedeninde hüküm süren acının saltanatı biter istediğin zaman rahatça dokunursun acıya;yanan sobaya dokunur gibi canın yanmadan.Bu savaşı kaybettiğinde kuklası olursun acının;istediği zaman oynayıp sıkıldığında bir kenara fırlattığı...
Sen şu an acıya dokunuyorsun onun yerini almakla.O ve onun gibilerin hepsi o denizlerde boğulup gitti.Bari sen dokunma acıyabırak hissetsin yüreğin derindenvakti gelince taşı haftalarcaben sana paket paket mendilkutu kutu yarabandı gönderirim ama ne olur bana onu soruponu hatırlatıp dokunma acıya...

 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:25:11
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #27 : Nisan 25, 2009, 12:25:11 »

Sevebiliyorsan eğer sen aşıksın !

--------------------------------------------------------------------------------

   
 İnsanın doğasındageneninde olmazsa olmazlardan sevmek ..... sevmek derken akla hemen sevgili olayı gelmesin .....bunun için bir çok örnek verebiliriz ....kimisi annesini çok sever kendine daha yakın bulurkimisi yaşamayıkimisi insanları .... örnekleri rakamlarla sayılabilecek kadar çoktur ......kimisi sevmek istemez fakat hayatın gerekliliğini uygular ... beni sorarsanız dostlar ..... bir düşünrüyanın değil gerçeğin ta kendisiyle Adanademire aşığım.Hı şimdi sorarsanız eğer neydi bu sevgi ..... nedir bu kadar seni bağlayanaşık edenonsuz olmazsa olmazdan ........... benimkisi mavisine lacivertine .... bu renklerin ağırlığınaasilliğineverdiği anlama aşığım ....takımdan öte sevgi yuvasına ... dünyada hiçbir eşi benzeri bulunmayan ... harbiden sevgisaygının temeliyle kurulmuş bir sevgi yuvası ŞİMŞEKLER GRUBU'na aşığım ....Takımı için hiçbir şeyi gözardı etmeyen .... yeri geldiği zaman takımı için ağlayan yeri geldiği zaman gülen .... en önemliside hayatına en büyük anlamı katan farklı bir ortam kurmak .. herkez aynıyken farkı orda yakalamak hayatın köhnesine doğru giden insanlardan değiliz...... bu şehirde milyonlarca kişi var fakat o milyonların tek sesi haline geldik ... sahip çıkması gereken takıma bizler sahip çıktık bizler canımızı ortaya koyduk ... onlar ne mi yaptı ...yaptıkları ortada Canlı olarak dünyaya geldilercansız olarak'da bu topraklara veda ettiler ....İşte bizler öyle değilizÖlürken bile davamızı devam ettirecek adımızı bizim bıraktığımız gibi dimdik ayakta tutacak Mirascılarımız olacak ve yine başrolde bizler olacağız .... Unutma OĞul Babanın yarısıdır ... Bu sevda Asırlarca akıp gidecek..........İşte seni sevmemin Amacı bu ... Seni Karanlık Dünyada bir Işık Lambası Olarak Görüyorum ... Küçük Çocuklar gibi Karanlıktan korkuyorum ve hep Işık lambası altına kaçıyorum ... O zaman daha iyi Anlıyabiliyor ve daha iyi görüyordum herşeyi ... net olarak iyi kavrıyordum ....Seviyorsam Mavisini Lacivertini AsilliğindenDuruşundandır ... Eğerki Hala Ayakta Dimdik İsek Sana Olan Bağlılığımdandır Bilesin ...!!!
Şimdi Bırak Benim Gibi Sevmeyibenimkisi böyle .... Ya seninki severken hiç düşündünüzmü neyi sevdiğinizi... eğerki bunu kavramışsak bilki Sende Aşıksın .....!!!!!!!!!!
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:25:34
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #28 : Nisan 25, 2009, 12:25:34 »

Size AŞIK Oldum

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Bir zamanlar uzak ülkelerin birinde çok yakışıklı bir prens yaşarmış.Ancak prens daha küçükken ülkedeki kötü kalpli cadının lanetine uğramış ve üzerindeki bu lanet yüzünden,her yıl sadece bir kelime konuşabiliyormuş.Mesela prens iki kelime söyleyeceği zaman,bir yıl boyunca susuyor,böylece ertesi yıl da iki kelime söyleme hakkı oluyormuş..
Bir gün,bu yakışıklı ama talihsiz prens dere kenarında otururken bir de bakmış karşıda küçük bir kulübe,kulübenin bahçesinde muhteşem bir kız.Saçları altından daha sarı,gözleri gökyüzünden daha mavi,dudakalrı kirazdan daha kırmızıymış.Prens,bu güzelliği görünce aklı başından gitmiş, o anada aşık olmuş.İki yıl byunca konuşmamaya karar vermiş,ikinci yılın sonunda kıza "Çok güzelsiniz" diyebilmek için....
Ama iki yılın dolduğu gün,prensin içindeki bu ateş daha da büyümüş ve kıza "Size aşık oldum" demek için yanıp tutuşur olmuş.Böylece ÇOK,GÜZELSİNİZ,SİZE,AŞIK OLDUM.Toplam beş kelimeyi söyleyebilmek için,geçen iki yılın ardından üç yıl daha konuşmamayı göze almış...
Beş yılın sonunda prens konuşmak için hazır olduğu sırada,birden muhteşem güzel ve zarif kızla evlenmeyi,onu sarayının prensesi yapmayı ne kadar istediğini fark etmiş.Böylece ÇOK,GÜZELSİNİZ,SİZE,AŞIK,OLDUM,BENİMLE,EVLENİR MİSİNİZ.
Toplam yedi kelime söyleyebilmek için beş yılın ardından iki yıl daha sabretmeye karar vermiş...Ve prens bu platonik duygularla yedi koskoca yılı tamamladığı gün,artık dünyanın en heyecanlı ve en mutlu erkeği olarak kızın yaşadığı kulübeye koşmuş.Kız yine kulübenin bahçesinde otururken,kitap okuyormuş.Prens elindeki tek kırmızı gülü kıza uzatmış ve sormuş:
"ÇOK GÜZELSİNİZ,SİZE AŞIK OLDUM,BENİMLE EVLENİR MİSİNİZ?"
Kız başını kaldırıp prense bakmış.Kulaklarını örten altın sarısı saçlarını geriye atmış ve prense:
"PARDON?"
__________________   
 
Logged
Nisan 25, 2009, 12:25:55
*
Üye Grubu : Usta Üye
Nerden : Kimeneki...
Mesaj Sayisi : 1326
Ruh halim :
Üye No : 4
Teşekkür Gücü : 316
Çevrimdışı

« Yanıtla #29 : Nisan 25, 2009, 12:25:55 »

Sadece Ömür Gitti Ömrümden

--------------------------------------------------------------------------------

   
 Daha çok değil...sadece ömür gitti ömrümden
Asıl yorgunluğum değil bu...karanlığında kaybuldum ben"

Adım adım eksiliyor şehir.Avare geziyor ruhum caddeleri. Hepsinin başı sen...sonu sen
Köşebaşlarına takılıkalıyor gözlerim,mağrur bir siluetini görme hatrına.Sonra hayal gördüğümü farkediyorum,anlatılmaz bir hüzün çöküyor içime.

Ellerim buz...dillerim sus...gözlerim yaş...

Sokak lambaları titrek ve bir o kadar loş.Ne caddeyi aydınlatmaya yetiyor sızan ışık,ne de içimi ısıtıyor...Kaldırım taşlarına yazıyorum seni.Hiç birini atlamadan,tek tek sayıyorum sonra..
Öyle çoksun ki;bi bilsen!!!

Pencerelerden meraklı bakışlar süzülüyor üzerime..Bu saatte diyorlar,ne gezintisi bu?
Gezinmiyorum ben... arıyorum
Bir iz göreyim de,peşinden gideyim diyorum.Anlamaz gözler üzerimde çivili..çaresiz devam ediyorum

Öyle zor değil ki anlamak
Baksan...yeter
Yüreğime değse nefesin...diner

Her adım,bir şehir daha uzaklaştırmış beni senden.Yol bilmez yüreğim..iz bilmez.
Hem rüzgarı var bu yolun daha,kar-buzu var,korkusu var..acısı-ağrısı var bu sonun,hüznü var...
Ama cesaretim yok bir yalnızlığa daha.İçimdeki boşlukta dolanıp duran ruhum,çıkıp varmak istiyor artık yanına..

"Geceler,bana seni anlatıyor
Geceler,bir ateştir yanıyor
Geceler,bir hüzündür sarıyor
Geceler,bir umudum yok mu..."

alıntı
Logged


Google Words: ESRA ... Dosyasi, ESRA ... Belgesi, ESRA ... Programi, ESRA ... Oyunlari, ESRA ... Download, ESRA ... Resimleri, ESRA ... Hikayeleri, ESRA ... Haberleri, ESRA ... Indir, ESRA ... Yükle, ESRA ... Videosu, ESRA ... Arsivi, ESRA ... Albümü,
Sayfa: 1 [2] 3 4   Yukarı git
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Rengli Theme By Burak & Forum



Wap - Wap2 - Wap Forum - XML - Rss

site ekle adres.gen.tr Arama Motoru Aradur.com | Arama Motoru SiteTR Güzel Linkler Dizini Senbul.com Genel
Hosgeldiniz
Hala Üye degilmisiniz?
Üye olmak çok kolay
Üye olmak için tiklayin