| Mayıs 13, 2009, 05:20:25 |
|
MasaL
|
 |
« Yanıtla #1 : Mayıs 13, 2009, 05:20:25 » |
|
 Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914 tarihinde İstanbul'da doğdu. Galatasaray'da başladığı öğrenimini, babasının atandığı Ankara'da Gazi İlkokulu ve Ankara Erkek Lisesi'nde sürdürdü. Lise sıralarında Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le arkadaş oldu. Liseyi bitirince İstanbul'a dönerek, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi (1932), ancak yüksek öğrenimini yarım bıraktı (1935). 1936'da Ankara'ya döndü ve askere gidinceye dek PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosunda memurluk yaptı. Yedek subaylığını tamamlayınca, iki yıl kadar, yine Ankara'da, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda çalıştı. 1947'de, Hasan Âli Yücel'in yerine Reşat Şemsettin Sirer'in bakan olarak atanması üzerine, Milli Eğitim Bakanlığında "antidemokratik bir hava" esmeye başladığını söyleyerek, görevinden istifa etti. 1 Ocak 1949-15 Haziran 1950 tarihleri arasında yirmi sekiz sayı süren, on beş günde bir yayımlanan, iki sayfalık ' Yaprak' dergisini çıkardı. Yaprak dergisi serüvenini sürdüremeyeceğini anlayınca Ankara'dan ayrılıp İstanbul'a gitti. Gene o yılın kasım ayı içinde, bir haftalığına geldiği Ankara'da, 10 Kasım 1950 gecesinde, yolda, onarım için kazılmış bir çukura düşerek ayağından yaralandı. İstanbul'a döndükten sonra, bir arkadaşının evindeyken, durumu birdenbire kötüleştiği için kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi'nde, 14 Kasım 1950 tarihinde beyin kanamasından öldü, Rumelihisarı Mezarlığı'na gömüldü. Garip ya da Birinci Yeni denilen akımın öncüsü, kuramcısı. Yirmi sekiz sayı süren Yaprak serüveni öncesinde, Ankara Erkek Lisesi'nde okul kooperatifin parasıyla Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte Sesimiz dergisini çıkarmışlardır. Biçemini belli eden ilk şiirlerini, yine, arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte Varlık dergisinde yayımladı ve müthiş bir ilgi gördü. Şiir ve yazıları, Varlık dergisinden başka İnsan, Ses, Gençlik, Küllük, İnkılapçı Gençlik, Ülkü, Demet, İşte, Aile gibi dergilerde yayımlanmıştır. İkinci Dünya Savaşına katılmayan ve katılmış kadar etkilenen Türkiye'de, Türk şiirini bir takım kalıp ve klişelerden, şairanelikten, yıpranmış benzetmelerden kurtardı, kısa ve basit ama vurucu bir söylem -eda- geliştirdi. Şiirin bilinen ve kabul gören sınır taşlarını yerinden oynattı. Yalın bir halk dili kullandı, yergi ve gülmeceden yararlanarak, sıradan yaşantıların şiirinin de yazılabileceğini gösterdi
İstanbul'da Boğaziçi'nde bir fakir Orhan Veli; Veli'nin oğlu; tarifsiz kederler içindeyim.
ORHAN VELİ KANIK
DERDİM BAŞKA
Sanma ki, derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten Güneşle gelecek ölümden? Ben ki, her nisan bir yaş daha genç, Her bahar biraz daha aşığım; Korkar mıyım? Ah dostum, derdim başka...
DAVET
Bekliyorum... Öyle bir havada gel ki, Vazgeçmek mümkün olmasın.
FENA ÇOCUK
Mektepten kaçıyorsun, kuş tutuyorsun, Deniz kenarına gidip fena cocuklarla konuşuyorsun, Duvarlara fena resimler yapıyorsun Bir şey değil, beni de baştan çıkaracaksın, Sen ne fena çocuksun...
GÜZEL HAVALAR
Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, böyle havada aşık oldum, Eve ekmekle tuz götürmeyi böyle havalarda unuttum, Şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti, Beni bu güzel havalar mahvetti.
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR
I
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada Nasırdan çektiği kadar Hatta çirkin yaratıldığından bile O kadar müteessir değildi; Kundurası vurmadığı zamanlarda Anmazdı ama Allahın adını, Günahkar da sayılmazdı. Yazık oldu Süleyman Efendi'ye
II
Mesele falan değildi öyle, "To be or not to be" kendisi için; Bir akşam uyudu; uyanmayıverdi. Aldılar, götürdüler, yıkandı, Namazı kılındı, gömüldü. Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar Haklarını helal ederler elbet. Alacağına gelince... Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
III
Tüfeğini depoya koydular, Esvabını başkasına verdiler. Artık ne torbasında ekmek kırıntısı, Ne matrasında dudaklarınınn izi; Öyle bir ruzigâr ki, kendi gitti, İsmi bile kalmadı yadigâr. Yalnız şu beyit kaldı, Kahve ocağında, el yazısıyla: "Ölüm Allahın emri, Ayrılık olmasaydı."
Uyuşamayız sevgilim, yollarımız ayrı; Sen, ciğercinin kedisi ben, sokak kedisi. Senin yiyeceğin kalaylı kapta Benim ki, aslan ağzında. Sen, aşk rüyası görürsün ben, kemik. Ama seninki de kolay değil, kardeşim; Kolay değil hani, Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.
Bilmezler yalnız yaşamayanlar, Nasıl korku verir sessizlik insana; İnsan nasıl konuşur kendisiyle; Nasıl koşar aynalara, Bir cana hasret, Bilmezler.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Mayıs 13, 2009, 05:29:34 |
|
MasaL
|
 |
« Yanıtla #3 : Mayıs 13, 2009, 05:29:34 » |
|
hürriyete doğru
Gün doğmadan Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında İçinde bir iş görmenin saadeti Gideceksin Gideceksin ırıpların çalkantısında Balıklar çıkacak yoluna karşıcı Sevineceksin Ağları silkeledikçe Deniz gelecek eline pul pul Ruhları sustuğu vakit martıların Kayalıklarındaki mezarlarında Birden Bir kıyamettir kopacak ufuklarda Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı Heeeey Ne duruyorsun be at kendini denize Geride bekleyenin varmış aldırma Görmüyor musun her yanda hürriyet Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol Git gidebildiğin yere
Gemiler geçer rüyalarımda, Allı pullu gemiler, damların üzerinden; Ben zavallı, Ben yıllardır denize hasret, "Bakar bakar ağlarım".
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı, Bir midye kabuğunun aralığından: Suların yeşili, göklerin mavisi, Lapinaların en harelisi... Hâlâ tuzlu akar kanım İstiridyelerin kestiği yerden.
Neydi o deli gibi gidişimiz, Bembeyaz köpüklerle, açıklara! Köpükler ki fena kalpli değil, Küpükler ki dudaklara benzer; Köpükler ki insanlarla Zinaları ayıp değil.
Gemiler geçer rüyalarımda, Allı pullu gemiler, damların üzerinden; Ben zavallı, Ben yıllardır denize hasret.
DÜŞÜNCELERİMİN BAŞUCUNDA
Hasretimin yıllardan beri bel bağladığı... İşte odur düşüncelerimin başucunda. O, göğsünün taşkın hareketi avlucunda, Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı.
Kendi bahçesidir onun içinde gördüğüm. Yollar yine her günkü gibi yaz uykusunda Ve yaban çiçeklerinin buruk kokusunda Her ikindi günlük rüyasını gören mürdüm. Onun da dudaklarında bir eskiye dönüş, O da yüzmede bir ses yığını üzerinde. Bin hatırayı bir anda duyan gözlerinde İnsana ruhlar dolusu haz veren düşünüş. Sonra kızlık kadar temiz, aydın bir açılma: Evine giden toprak yolda o yine çocuk, Yine uykuyla başlayan alemde yolculuk Ve taptaze sabahlar kayısı dallarında. Hasretimin yıllardan beri bel bağladığı... İste odur düşüncelerimin başucunda. O, göğsünün taşkın hareketi avlucunda, Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı.
İÇKİYE BENZER BİRŞEY
İçkiye benzer birşey var bu havalarda Kötü ediyor insanı, kötü Hele birde hasretlik oldu mu serde Sevdiğin başka ye Sen başka yerde Dertli ediyor insanı, dertli İçkiye benzer birşey var bu havalarda Sarhoş ediyor insanı, sarhoş...
MAHZUN DURMAK
Sevdiğim insanlara Kızabilirdim, Eğer sevmek bana Mahzun durmayı Öğretmeseydi.
DAĞ BAŞI
Dağ başındasın; Derdin günün hasretlik Akşam olmuş, güneş batmış İçmeyipte ne halt edeceksin
BİR GÜNÜM DAHA
Bir günüm daha geçti sevdiğimi görmeden
Kederliyim bu günüm bir zehir içti diye
Bir günüm daha onu görmeden geçti diye
Bir günüm daha geçti sevdiğimi görmeden
Neşe yaktım içimde bugünü aştım diye
Göreceğim o güne bir gün yaklaştım diye
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|