Tarihte Ufo ve Sümerler..!
SÜMERLER
Gökten inen Tanrıların uygarlığı olarak anılan Sümerler, dünya dışı varlıklarla temasa geçen en eski uygarlıklardan biridir. Sümerler aynı zamanda bilinen ilk uygarlıktır. Yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen veriler uygarlığın tarihini M.Ö. 240.000’lü yıllara kadar geri götürür. Çivi yazıları da Sümerlerin geçmişinin çok gerilere uzandığını kanıtlar. Bu kültürün binlerce yıldır gömülü olan çamur tabletlerinin deşifre edilmesi, M.Ö.450.000’e kadar uzanan kökler çıkarmaktadır.
Sümer mitlerine göre Tanrılar ateşten gemilerle yolculuk ediyorlardı. Bu Tanrılar daha sonra dünyaya inmişler, Sümerler’in ilk ataları ile birleşerek Sümer ırkını meydana getirmişler, ardından da yıldızlara geri dönmüşlerdir. M.Ö. 3000 yıllarında yaşamış olan tarihçi Berose’ye göre Fırat kıyılarında konaklayan Sümer halkı, denizden gelen yarı insan yarı balık şeklinde yaratıklar tarafından eğitilmişti. Buna göre Güneş Tanrısı Utu, aşk Tanrıçası Inanna ve gökyüzü Tanrısı Enlil kozmostan gelmişlerdir. Tanrı Enlil dünyalı Meslamtaya ile birleşmiş ve onu ilahi tohumla hamile bırakmıştır. Yine bu mitlere göre, yazı ve metal elde etme formülü Sümerler’e Tanrılar tarafından öğretilmiştir.
Sümerler’in Tanrıları tasvir etmek için en çok kullandıkları sembol yıldız ya da yıldızların çevresinde dönen değişik boyuttaki gezegenlerdir. Ayrıca kafasında yıldızlar taşıyan, kanatlı toplarla gökyüzüne uçan Tanrı resimleri de vardır.
SÜMERLERİN ŞAŞIRTICI BİLGİLERİ
Sümer toplumu, astronomi bilgileri geniş, matematik bilgileri şaşırtıcı, sanatları ve mimari teknikleri kusursuz olan bir toplumdur. Öyle ki Ninova kalıtlarında bulunan bir hesabın sonucu 195.955.200.000.000 sayısına kadar varır. Oysa Batı uygarlığının atası sayılan Yunanlılar, uygarlıklarının en parlak döneminde bile 10.000 sayısının üstüne çıkamamış ve 10.000’den ötesini ‘sonsuz’ olarak kabul etmişlerdir. Sümerler, Ay’ın dönüşlerini, bugünkü hesaplardan sadece 0.4 saniye farkla bulmuşlardır.
Sümerlerin belge damgalamak, ve aynı zamanda Hazine görevi de yapan tapınaklardan vergi toplamak için kullandıları silindir mühürler, insanoğlunun yaptığı ilk minyatür anıt örnekleridir ve evrenden dünyamıza yapılan Tanrısal ziyaretlerin etkileyici kanıtlarıdır. Bu mühürleri incelediğimizde ilginç mitolojik sembollere ve yıldızlar, gezegen sistemleri, kanatlı küreler ve uzayda yüzen cisimler gibi astronomik figürlere rastlarız.
Günümüzde hepimiz biliyoruz ki; dev gezegenler olan Jüpiter ve Satürn’ün ötesinde daha belli başlı olan Uranüs ve Neptün ile küçük bir gezegen olan Pluton uzanır. Fakat böyle bir bilgi oldukça yenidir. Uranüs, 1781 yılında, gelişmiş teleskopların kullanılması yoluyla keşfedilmiştir. 1846’da ise Neptün’ün yeri, astronomlar tarafından, matematiksel hesaplamaların yardımıyla kesin olarak belirlenmiştir. Neptün’ün bilinmeyen yerçekimsel bir çekim gücünün etkisi altında olduğu anlaşılmış ve 1930’da Pluton’un yeri keşfedilmiştir. Oysa Sümerler binlerce yıl öncesinden tüm bu bilgilere sahiptiler.
Daha da ilginci, Sümerler Nibiru adlı bir başka gezegenden daha bahsetmişler ve bunun güneş sisteminin dışında bulunan ve güneşin geniş eliptik yörüngesine takılarak 3,600 dünya yılı süresince burada kalan bir gezegen olduğunu söylemişlerdir.
Sümerlerle ilgili çeşitli resimler:

SÜMERLER - X Gezegeni
“X GEZEGENİNİ ARAYIŞ: NİBİRU” İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR
Güneş Sistemimiz’in bilinen en uzak mesafelerinin ötesinde başka bir gezegenin var olup olmadığı sorusu, Uranüs ve Neptün gezegenlerinin yörüngesel hareketlerindeki düzensizliklerle yakından bağlantılıdır. Yerçekimsel bir kuvvet, bu iki dev gezegenin yörüngelerinde düzensizliklere yol açmaya devam etmektedir. Bu kuvvet, çok uzak ve görünmeyen büyük bir nesnenin varlığını akıllara getirmektedir. Bu, uzun zamandır aranan X Gezegeni olabilir.
Göklerde yapılan son ciddi araştırma, 1930 yılında 9’uncu gezegen olan Pluton’un keşfine yol açmıştı. Fakat bu hikaye, 1781’de İngiliz astronom ve müzikçi William Herschel tarafından keşfedilmesiyle başlamıştır. O zamana değin, gezegenlerle ilgili sistemin Satürn ile sona erdiği sanılıyordu. Bugün bilimadamları, dünya yüzeyinin altında uzanan büyük kaya katmanlarının oluşumunu ve hareketini inceleyen çalışmalara ilişkin teorileri kabul etmektedir. Dünya üzerindeki bütün kıtaların, bir zamanlar, gezegenin tek bir yerinde bulunduğunu gösteren çalışmalar ve makaleler mevcuttur. Bu çalışmaların açıklığa kavuşturamadığı soru şudur: ‘Eğer bütün kıtalar tek bir yerde toplanmış idiyse, gezegenin öteki yanında ne vardı?’ Bu ‘öteki yan’ muazzam bir boşluk olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlama, Dünya’nın oluşumuna ilişkin Sümerler’e ait hikaye ile benzerlik göstermektedir. Sümerler, Dünya’nın, Nibiru ya da X Gezegeni ile çarpışarak “Tiamat” olarak adlandırılan yarım bir gezegen haline geldiğini söylemişlerdir.
Son iki yüzyıl içinde yeni gezegenlerin keşfedilmesi, daha büyük ve iyi teleskopların dizayn edilmesinden çok matematik bilimi sayesinde mümkün olmuştur. Dış gezegenlerin yörüngelerindeki açıklanamayan matematiksel düzensizlikler, astronomları, keşfedilmemiş daha uzak bir gezegenin varlığı hakkında düşünmeye teşvik etmiştir. Astronomlar bu gezegenin varlığından o derece eminler ki, ona şimdiden X Gezegeni ya da 10’uncu Gezegen adını vermişlerdir.
1982 yılında NASA "dış gezegenlerin ötesinde gizemli bir nesnenin var olduğu kesindir" şeklinde bir bildiride bulunarak X Gezegeni’nin varlığına ilişkin olasılığı resmi olarak kabul etti. Bir yıl sonra, uzaya yeni fırlatılan IRAS (Infrared Astronomical Satellite-Kızılötesi Astronomik Uydu), uzayın derinliklerinde büyük, gizemli bir nesne tespit etti. Washington Post, California JPL’den IRAS Projesi’nde görevli bir bilimadamı olan Gerry Neugebauer ile yaptığı röportajı şöyle özetledi: “Orion Takımyıldızı yönünde, dev gezegen Jüpiter kadar büyük ve bu güneş sisteminin bir parçası olabilecek kadar Dünya’ya yakın bir gökcismi bulunmuştur. Bütün söyleyebileceğim, bunun ne olduğunu bilmediğimizdir.”
Birleşik Devletler Donanma Rasathanesi tarafından yapılan son hesaplamalar, Uranüs ve Neptün gezegenlerinin yörüngesel hareketlerinde meydana gelen düzensizlikleri onayladı. Rasathanede çalışan bir astronom olan Dr. Thomas C. Van Flandern, bu düzensizliklerin tek bir keşfedilmemiş gezegenin varlığıyla açıklanabileceğini söylemektedir. O ve bir meslektaşı, Dr. Richard Harrington, 10’uncu gezegenin Dünya’dan 2 ila 5 kez daha büyük ve Pluton’un yörüngesinin 5 milyar mil ötesine ulaşan oldukça eliptik bir yörüngeye sahip olması gerektiğini hesaplıyorlar.
Tıpkı Sümerlerin söylediği gibi…
SÜMERLER - ZECHARIA SITCHIN (Sümerolog-Bilimadamı)
Zecharia Sitchin, eski yazılar için şaşırtıcı yorumlarıyla bilim dünyasını altüst eden; pekçok eski dile hakim; Sümer çiviyazılarını deşifre yeteneğine sahip bir dilbilimcidir.
1976’da Sitchin’in ilk kitabı, ‘The Twelfth Planet/ Onikinci Gezegen” antik çağ tarihi literatürünü değiştiren uzun ve maceralı bir yolculuk başlattı; 1993’te kendi ‘Earth Chronicle/Dünya Tarihi’ serilerinden ‘When Time Began/ Zaman Başladığında’ çıktı. Diğer akıl karıştırıcı iddialar arasında bu kitap, karmaşık Stonhenge Takvimi ve Peru’daki şaşırtıcı Tiahuanacu kalıntıları ile antik Sümer kültürü arasında bağ kurar ve bu bağı Anunnaki olarak da anılan Nibirular’a kadar uzatır. Sitchin, bu halkların yalnızca Sümer kültürüyle yaratılmış olmayıp, aynı zamanda bizim bildiğimiz gibi genetik olarak yaratılmış insanlar olduğunda ısrar eder. Ve evet, onlar gizemli 12. Gezegen Nibiru’da yaşarlar.
Bugüne kadar Sitchin, 6000 yıl önce İran Körfezi’nde var olan bu antik topraklarda 2000’den fazla çamur silindir deşifre etmiştir. Bu kültürün binlerce yıldır gömülü olan çamur tabletlerinin deşifre edilmesi, M.Ö.450.000’e kadar uzanan kökler ortaya çıkarmıştır.
Zecharia Sitchin, “12. Gezegen” adlı kitabında Sümerler’in kökenlerini ve sahip oldukları şaşırtıcı astronomi bilgilerini sorgular. Sitchin kitabında şöyle der:
“Yunanlılar ve Romalılar dünyanın evrenin merkezi olduğunu düşünürken, Sümerler güneşin merkezde olduğu bir güneş sistemi tanımlamışlar ve onu çevreleyen gezegenleri, modern astronomlar tarafından yakın bir zamanda keşfedilen Uranüs, Neptün ve Pluton da dahil olmak üzere, bugünkü bilgilerimize uygun olarak binlerce yıl önceden anlatmışlardır.”
Peki Sümerler o çağda tüm bu bilgilere nasıl sahip olabilmişlerdi?
Sitchin, Sümerler’e tüm bilgilerini Annunaki adında, gökyüzünden dünyaya inen bir ırkın öğrettiğini söyler. “Annunakiler zeki, insana benzeyen varlıklardı ve dünyamıza Nibiru’dan gelmişlerdi. Dünyaya gelme sebebi altın aramak ve gezegenlerinin küçülen atmosferinin üzerine altından bir kalkan yapmaktı. Bunu yaparken işçilere ihtiyaçları olduğu için genetik mühendislik yoluyla Adem’i yarattılar”, diye ekliyor Sitchin.
Sitchin’in çalışmalarında biyokimyasal araştırmalar özel bir yer tutar. Bütün DNA yapımız zaman ayarlı bir kapsül gibidir. Orijinal olarak programlandığımızda temel DNA yapımız bir çift heliks sarmalla sınırlıydı. Şu anki gibi fonksiyon görmemizi sağlayan tetikleme mekanizması yıldızlardan gelen radyasyon tarafından etkilenmiştir. Biz şimdi; merkezi galaksimiz çevresindeki yörüngede galaksinin merkezinden ve diğer yıldız sistemlerinden gelen radyo frekanslarının bize yeni bilgiler ilettiği bir yerdeyiz. Sitchin’e göre bu bilgilerin gönderilmesi 12’nci Gezegen’in sonraki gelişiyle rastlaşıyor. Hükümetin bir ‘Özgürlük Uzay Laboratuvarı ‘ inşa etme çabası Nibiru’nun yerini kesinleştirmeyi amaçlamaktadır.
Büyük soru tabii ki, Tanrılar sandığımız bu varlıkların hakkımızda şimdi ne düşüneceğidir. Geçmişte bizlere onların sahip olduğu güçler bahşedilmemişti, ama binlerce yıllık genetik seleksiyon sonucunda bazı bakımlardan Tanrılar gibi olduk. Antik dillerin pek çoğu deşifre edildi ve 22 İbranice mektubun ışık üretici sistemler üzerine bilgi içerdiği bulundu. Torodial kuvvet alanları, fibonacci serileri, fraktaller ve açık topolojik vektör alanları matematik diliyle açıklanmış durumda. Yıldız tarlaları gece gökyüzündeki rastgele ışık noktalarından daha çok bilgisayar çıktıları gibi görünmeye başladılar. Eğer Sitchin’in kesinlikle tamamladığı birşey varsa o da, insanoğlunun hayalgücünü genişletmek oldu. Atlantis ve Lemurya’nın efsanevi kültürleri artık fantastik değil ama diğer ırkların Dünya gezegeninde hayatta kalabilme çabaları olarak görünüyor. SETI Projesi (hükümetin dünya dışı zeka için resmi araştırma projesi) iptal edildi ve sonra özel bir şirketler konsorsiyumu tarafından tekrar harekete geçirildi. Mars’a en son gönderilen insansız araç tümüyle kayboldu. Bu gizemlere verilen cevaplar; gezegenimizi geçmişte pekçok kere olduğu gibi bir başka ırkın ziyaret edeceği hakkındaki kanıtlarla karşılaştırıldığında tatmin edici değil. Hatırlayın, Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi bir yıl almaktadır. Sitchin’e göre Nibiru için ise bu süre 3600 yıldır. Bu nedenle, Nibirulular için 1 yıl 3600 Dünya yılına denktir. O , bizi, insanoğlu ırkını, yaratıcılarımızın dönüşüne hazırlamak için bütün araştırmasını tamamladığını söylüyor. Zekeriya Sitchin’in çalışmaları, şüphesiz, günümüze kadar elde edilebilmiş en akıl zorlayıcı kozmoloji. Ayrıca, akademik olarak da değiştirilemez görünüyor.